Nizam-ı Cedid Ordusu

GİRİŞ

Padişah I. Abdülhamid’ in, Özi Kalesi’nin Rusların eline geçmesi üzerine bunu takiben 7 Nisan 1789 gecesi vefat etmesinden sonra 7 Nisan günü Şehzade Selim Osmanlı tahtına çıktı. Bu taht değişikliği memlekette büyük bir sevinç meydana getirdi. Çünkü halk memlekette artan huzursuzluk ve yapılan savaşlarda uğranılan başarısızlığın sebeplerini padişahın yaşlılığına da bağlamakta ve devletin bu kötü durumdan Selim gibi genç, kültürlü ve yenilik fikirleri taşıyan bir sultan sayesinde kurtulabileceği inancını taşımaktaydı. Esasında Osmanlı başkentinde bulunan Fransız ve Prusya elçileri de Selim’in birçok yönlerden milletinden üstün olup devlete yeni bir düzen verebileceğini mümkün görmekte idiler.
III. Selim’in ıslahat fikirleri ile yetişmesinde babasının rolü büyüktür. Oğlunun küçük yaştan itibaren iyi bir eğitim görmesine önem veren III. Mustafa kurduğu müesseseleri teftişe giderken onu da yanında götürür ayrıca onunla devlet işleri ve yapılması gereken yenilikler hakkında istişarede bulunurdu. Bir gün padişahlık görevinin kendisine geçeceğine inanan Şehzade Selim, babasından sonra tahta çıkan amcası I. Abdülhamid zamanında serbest bir hayat sürmüş ve kendisini en iyi şekilde yetiştirmeye çalışmıştır.
Bu arada, Avrupa devletlerinin siyasetini, idari ve askeri teşkilatlarını öğrenmek için Fransa kralı XVI. Louis ile mektuplaşmıştır. Amcası zamanında devletin gelişmesini iyi görmediği için, “Devlet-i Aliye’ye bu rehavet neden devam ediyor, ben şimdi tahtta olsaydım işler başka türlü olurdu” şeklinde fikrini belirttiği gibi, kötümser görüşlülere de “Ölümden gayri her hastalığa ilaç bulmak mümkündür” cevabını verirdi.
Şehzade Selim, saltanat mevkiine geçerse nasıl bir anlayış ve şevkle hizmet göreceğini şu beyitle dile getiriyordu;
“Layık olursa cihanda bana taht-ı şevket
Eylemek mahz-ı safadır bana nasa hizmet.”
Büyük bir hizmet aşkı ile tahta çıkan III. Selim, devleti oldukça kötü bir durumda buldu. Bir taraftan çoğu yenilgilerle biten savaşlar ve içerde eksik olmayan karışıklıklar öte yandan askerin disiplinsizliği merkezi hükümetin gittikçe bozulması, maliyenin sıkıntı içinde olması devleti çöküntüye götüren önemli problemlerdi. Bu problemlere çare arayan Selim daha önce başlamış olan savaşı zaferle neticelendirmek umuduyla üç yıl sürdürmek zorunda kaldığından önemli sayılacak reform hareketine girişemedi. Ancak çocukluk arkadaşlarının çoğunu mühim mevkilere getirerek reformcu bir ekip kurdu. Alınabilecek tedbirleri görüşmek üzere 16 Mayıs 1789 günü, devlet ileri gelenlerinin iştiraki ile bir toplantı düzenledi. Toplantının gündemi, ülkedeki baskıları kaldırmak, haksızlıkları gidermek, adaleti sağlamak ve yaymak, idareyi nizama sokup düzeltmek yolunda alınacak tedbirleri görüşmekti. Padişahın isteği doğrultusunda söz alan konuşmacılar memleketin ve ordunun durumu hakkında bilgi sundular. Sonunda Sultan Selim, herkese ayrı ayrı seslenip ilgililere gerekli her türlü tedbiri almaları talimatını verdi.
Rusya ve Avusturya ile harp eden ordunun eksikliklerinin giderilmesi ve yeni silâh ve gereçle takviye edilmesi hususunda çok gayret gösterildi ise de, askerin disiplinsizliği sebebiyle beklenilen başarı sağlanamadı. Neticede önce Avusturya sonra Rusya ile barış antlaşmaları imzalanarak savaşa son verildi. Bu şekilde 1792’de barışın yeniden kurulması ve Avrupa’nın Fransız İhtilali’nin sorunlarıyla uğraşması III. Selim’e Osmanlı silahlı kuvvetlerini teknik donatım ve eğitimde çağdaş batılı orduların düzeyine getirme amacını taşıyan geniş çaplı bir reform planlamak ve kısmen uygulamak fırsatını verdi.
Avrupa kültür ve medeniyetinden yararlanılarak yapılacak geniş çapta büyük bir ıslahatın, bir İslam devleti olan ve kendine has bir kültür ve medeniyete sahip bulunan Osmanlı Devleti’nde uygulamanın zor olacağı bilincinde olan Padişah, daha önce girişilen bu tür hareketlerin ihtilallere sebep olduğunu da bilmekteydi. Ayrıca şimdiye kadar Batı dünyasının ilerlemesini sağlayan esasların neler olduğu ve ülkede hangi esaslara dayanarak ıslahata başlanması yolunda inceleme yapılmamış ve bir program da hazırlanmamıştı. Bu zorluklara rağmen Selim, yenilik hareketlerinin uygulanmasına çok önem vermiş ve gerekli tedbirleri almaya çalışmıştır.
Nizam-ı Cedid, Osmanlı Devletinde 18. yüzyıl sonunda, askeri ve idari sahalardaki düzensizliklere çare bulmak için yapılan teşebbüslerin tamamı. Ayrıca, Avrupa usulleriyle meydana getirilen talimli orduya verilen isim. Bu terim, ilk defa Fazıl Mustafa Paşa tarafından, sadrazamlığı esnasında, maliyede yapılan bazı yenilikler için kullanılmıştır. Daha sonra Sultan III. Selim devrinde de, simdi anlaşılan manada kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, Nizam-i Cedid, geniş ve dar manada olmak üzere iki şekilde tarif edilmiştir.
Dar manada; Sultan Üçüncü Selim devrinde, Avrupai tarzda yetiştirilmek istenen askeri; geniş manada ise; yine ayni padişah devrinde devlet teşkilatının bütününde yapılmak istenilen yenilikler olarak bilinmektedir. Bu tariflerden ikincisi daha doğru olarak kabul edilir.18 yüzyıl boyunca devam eden askeri başarısızlıklar, bunları takip eden günlerde ıslahat layihalarının verilmeleriyle neticelenirdi. Sultan Üçüncü Selim’in tahta çıkışına kadar aşağı yukarı yüz sene kadar devam eden ıslahat hareketlerinin bir merhalesini teşkil eden Nizam-i Cedid fikri, tamamen bu padişahin şahsına bağlanır. Gerçekten şehzadeliği ve veliahtlığı esnasında devletin içinde bulunduğu durum için yapılan ıslahat teşebbüslerini yakından takip etmiştir.
Islahat Hareketinin Ön Hazırlıkları
Nizam-i Cedid hareketi, Sultan Üçüncü Selim’in tahta çıkışıyla beraber belli bir tertip içinde uygulanmaya başlandı. Böyle yeni bir sistemin konulması için, öncelikle bazı yönlerden örnek alınacak Avrupalıların ilerlemesinin sebeplerinin incelenmesi ve devlet adamlarıyla âlimlerden fikirlerinin alınması için bir danışma meclisinin kurulmasını istiyordu. Padişah, danışma meclisi ile yeni fikrin, bir şahsin değil, devletin malı olması olması gerektiğini düşünüyordu. Islahat için yirmi iki devlet adamından, bu konudaki düşüncelerini açıklayan birer rapor hazırlamalarını istedi.
Yirmi iki kişinin ikisi Avrupalıydı. Bunlardan Bertrauf Osmanlı Ordusu’nda çalışan bir subay, diğeri ise Isveç konsolosluğunda çalışan D’Ohossondu. Türk devlet adamlarının belli başlıları ise, Sadrazam Koca Yusuf Pasa, Veli Efendizade Emin, Defterdar Şerif Efendi, Tatarcık Abdullah Efendi, Çavusbaşı Efendi ve tarihçi Enver Efendi idi. Diğer taraftan Ebu Bekir Ratib Efendi, o devir için Avrupa’nın güçlü devletlerinden olan. Avusturya’nın başşehri Viyana’ya sefaret vazifesiyle gönderildi. Gönderilen bu elçiden, Avusturya’nın bütün müesseselerini incelemesi ve rapor etmesi istendi. Sekiz aylık bir seyahat neticesinde yazılan bu sefaretnamede, alınması gereken başlıca tedbirler su maddeler içinde özetlenebilir:

  1. Hazinenin dolu ve düzenli olması,
  2. Askerin itaatli olması,
  3. Devlet adamlarının doğru ve sadık kimseler olması,
  4. Halkın refah ve himayesinin temini,
    5.Bazı devletlerle ittifak anlaşmalarının yapılması,
    Ebu Bekir Ratib Efendi’ye göre, örnek seçilecek bir devletin askeri kanunları ve nizamları araştırılarak, kendi bünyemize uydurup, ihtiyacımıza cevap verecek bir Nizam-ı Cedid ordusunun kurulması gerekiyordu. Padişahın düşüncelerine tesir eden bu sefaretname, Nizam-ı Cedid programının hazırlanmasının bir safhasını belli etmiş oldu. Kendisinden önceki padişahların, ıslahat hareketlerindeki düşüncelerinden faydalanmasını bilen Sultan III. Selim Han, Sultan III. Ahmed Han devrinde yapılmak istenilen ıslahatın, devlet adamlarından gizli olmasının zararlarını gördüğünden, devlet adamları ve âlimleri yanına çağırarak, onların düşüncelerinden faydalanma ve memleketlerin durumunu daha iyi tahlil etme imkânını ele geçirmek istedi. Ancak layihaları kaleme alan kimselerin askerlik sahasında tecrübe sahibi kişiler olmaması, köklü tekliflerin gelmesine mani oldu.

Verilen layihalar, başlıca üç görüş üzerinde toplanıyordu:

  1. Ordunun, Kanuni Sultan Süleyman Kanunları’na göre ıslah edilmesi. Kanuni Sultan Süleyman Kanunları’na, Avrupa nizamlarını inceleyerek yeniden ordu kurulması gerektiği düşüncesi,
  2. Yeniçeri Ocağı tamamen kaldırılarak, Avrupa usullerine göre yeni bir ordunun kurulması,
    Üçüncü düşüncede olanlara göre, devletin eski kanunları ihtiyaca cevap veremez hale gelmiş, Yeniçeri’ ye fesat karışması da ordunun bozulmasına sebep olmuştu. Çiftçi, esnaf gibi meslek sahiplerinin, bir yolunu bularak birer Esami ele geçirmeleri de bunları esnaflıkla uğraşan kişiler haline getirmişti. Bu sebeplerden dolayı Yeniçeri Ocağı’ nı bir tarafa bırakarak, tamamen Avrupa usulleriyle yeni bir ordu kurulmalıydı.
    Sultan III. Selim, bu fikirlerden üçüncüyü seçti. Programın uygulanması için tertip edilen heyetin başına, İbrahim İsmet Bey gibi dirayetli bir şahsı getirdi. Bu zat, işin başlangıcında olabilecek tehlikeleri dile getirmişti. Islahat heyetinin hazırladığı program, yetmiş iki maddeden meydana geliyordu. Öncelikle askerlikle ilgili maddelerin denenmesine geçildi. Yeniçeri Ocağı’nın birdenbire kaldırılmasının devlete vereceği zararın ortada olduğundan, bu ocağın ıslah edilmesi sırasında yeni ordunun kurulması çalışmalarına başlandı. Yeniçeri Ocağı’na haftada birkaç gün mecburi talim konuldu. Humbaracı, Topçu, Lağımcı ve Toparabacı ocaklarının yeni kanunnameleri hazırlandı. Bunlar ordunun teknik sınıflarını ortaya çıkaracaktı.
    1793’te çıkarılan kanunla bu askerlerin önce Kâğıthane’de talim ve terbiye görmesi kararlaştırılmış iken sonraları bu işin şehrin biraz daha dışında ve halkın gözünden uzak bir yerde yapılması doğru bulunarak Levent Çiftliğinde eğitilmeleri uygun görüldü. Hazırlıkların ikmalinden sonra 1794’te buraya nakledildiler. Ayrıca Levent Çiftliği Kanunnamesi adı ile anılan bir de kanun hazırlandı. Bu kanuna göre ilk teşkilat, subayları dâhil olmak üzere 1.602 kişiden ibaret olacak ve 12 bölüğe ayrılacaktı. Levent Çiftliğinden öğretmenler gönderilerek taşra teşkilatı da kurulacak, böylece mevcut yavaş yavaş 12.000’e çıkarılacaktı. Kanunda; ocağa alınmadan terfiye, maaş ve yevmiyeden kılık kıyafete, cephanesinden mehternamesine ve subayların durumuna kadar bütün konular teferruatıyla yer almıştı.
    Bu yeni ordunun kurulmasından sonra Yeniçerilerle halkın sempati ve güvenini, hiç olmazsa bunların teşkilata zarar vermemelerini sağlamak gerektiğinden devlet propaganda yollu tedbire başvurdu. Teşkilatın kurulma sebepleri ve gereği hakkında özellikle Rus tehlikesinden söz edilerek İstanbul’un savunulmasında bu her an hazır talimli askerlerin lüzumu üzerinde duruldu. 1796 yılında yayınlanan ek nizamnamelerle Nizam-ı Cedid’in, Anadolu ve Rumeli’de de tatbik edilmesi ve böylece teşkilatın geliştirilmesi düşünüldü. Anadolu’da Konya, Kayseri ve Ankara gibi büyük merkezlerde bu yeni teşkilat kuruldu ve başına da Karaman valisi Kadı Abdurrahman Paşa getirildi. Bundan başka, Nizam-ı Cedidin mevcudu İstanbul ve Anadolu’da çoğalmaya başladı.
    III. Selim, fırsat buldukça bazen yalnız bazen de yanında devlet erkânı olduğu halde sık sık Levent Çiftliği’ne, giderek askerin eğitimini denetler ve askerlerle subayları teftiş ederdi. Eyalet valileri ile ayanın gönderdikleri Anadolulu Türk köylü gençlerinden oluşan Nizam-ı Cedid ordusunun miktarı 1797 Mayıs’ında 27 subay ve 2.536 er iken, 1801 Eylülü’nde 9.263 ere ulaşmıştı. 1802’den sonra uygulanan yeni bir askere alma yöntemi sayesinde 1806’ya gelindiğinde, 22.685 er ve 1.590 subay ordu içinde bulunmaktaydı. Bu arada sayıları çoğalan Nizam-ı Cedid askerinin daha iyi yetiştirilmesi için Sultan Selim tarafından, bugün I. Ordu karargâhı olarak kullanılan ve Batılı kışla mimarisinin dünyadaki en büyük örneklerinden biri sayılan Selimiye Kışlası yaptırıldı. Yeniçerilerin artan muhalefetlerine rağmen gelişmesini sürdüren yeni ordunun Rumeli’de kurulması projesi başarısızlıkla neticelenmiş ve isyana sebebiyet vermiştir.
    Levend Çiftliği başta olmak üzere İstanbul’un çeşitli yerlerinde yeni kışlalar yapıldı (Taksim, Üsküdar, Harem’de Selimiye, Hasköy’de Humbaracı ve Lağımcı). Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde yeni askerin üsleri olmak üzere kış¬lalar inşa edildi. Aydın, Akşehir, Niğde, Kayseri ve Kastamonu’da 1000, Beyşehir, Ankara, Bolu ve Viranşehir’de 2000, Kütahya Develi’de 1500 kişilik kışlalar yapıldı. Yeni askeri oluşumu Rumeli’ye de yaymak üzere Edirne’de Saray bölgesinde bir kışla inşasına başlanmışsa da bu teşebbüs Nizam-ı Cedid’in Rumeli’ye teşmili silahlı bir direnişle karşılandığından sonuçsuz kalmıştır.
    Zamanın şartlarına göre iyi maaş bağlanan Nizam-ı Cedid asker ve subayları için yeni kıyafet seçildi. Kuruluş döneminde erlere setre ve pantolon giydirilmeyerek eski kıyafetlere benzer şekil kabul edilmiş, sıkma denilen ve dize kadar paçaları dar ve yukarısı biraz geniş bir şalvar ile uzunca bir mintan giydirildi. Subaylar için, boy cepkeni denilen dar bir cüppe ve bunun altına kısa entari ve şalvar kabul edildi. Binbaşılar, diğer subaylardan farklı olarak boy cübbesi üzerine sırmalarla işli bir kuşak bağlarlardı. Erler bellerine kemer, subaylar ise şal takarlardı. Subay ve erler başlarına barata denilen bir çeşit serpuş giymekteydiler. Ancak baratanın kullanışsızlığı sebebiyle sefer zamanında bunun yerine tek tip bir başlık giyilmesi kararlaştırılmıştı.
    III. Selim’in tahta çıktığı sırada devletin mali durumu oldukça bozuk bir vaziyetteydi. Alınan tedbirlerle bu sorun aşılamadığı gibi, yenilik hareketlerinin başlatılması, Yeniçeri Ocağı’nın yanı sıra yeni bir ordunun kurulması, mali durumu daha da sarsmış ve büyük miktarda yeni gelir kaynaklarının bulunmasını gerektirmişti. Sultan Selim, vücuda getirdiği müesseselerin yaşaması için bunların masrafını karşılamak üzere, Enderun ve Darphane-i Amire hazinelerinden ayrı olmak üzere “İrad-ı Cedid” adıyla yeni bir hazine kurdu. 200.000 kese değerinde olması kararlaştırılan bu hazinenin gelirlerinin ayrı kaynaklardan sağlanması yoluna gidildi.
    Buna göre; tütün, kahve, şarap gibi keyif verici şeylerden alınan vergiler, her yıl yenilenmesi icap eden ferman ve beratlardan alınan gelirlerle, on keseden fazla faizi bulunan esnaflardan alınan vergi bu hazineye bağlandı. Hazinenin talimli askerle olan münasebeti dikkate alınarak iki vazifenin aynı şahısta birleştirilmesi düşünüldüğünden, “Talimli asker nazırı” denilen ve talimli askerle meşgul olacak zat, aynı zamanda bu hazinenin de başında bulunacaktı. Irad-ı Cedid defterdarı diye de anılan bu zat, şıkk-ı sani defterdarlığı görevini de yürütecekti.
    Sultan III. Selim, “Nizam-ı Cedid” adı ile askeri teşebbüsse girişerek, devlete yeni bir hayatiyet ve canlılık getirdi. Bu durum Rusya, Fransa ve İngiltere’nin hoşuna gitmiyordu. 1806’da çıkarılan Sırp isyanı, 1807’de Rusya’ya harp ilanı ve İngiliz donanmasının İskenderiye’yi işgali, tamamen Osmanlı Devleti’nin bu gelişme programını önlemeye yönelikti.
    Nitekim bu faaliyetler, içeride de III. Selim’in kurduğu modern Nizam-ı Cedid ordusunu istemeyen yeniçeriler ile menfaatperestleri ve Osmanlı Devletinin yıkılmasını isteyen hainleri harekete geçirdi. Akka yenilgisini bir türlü unutamayan Fransızların İstanbul Sefiri Sebastiani’nin teşviki ve Selanikli Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa’nın tahrikleriyle asiler, ayaklanmaya hazır hale geldiler. Karadeniz Boğazı tabyalarındaki yeniçeriler ve yamaklar, gizlice, modern ve talimli yeni askerlere karşı kışkırtıldılar. Sadaret Kaymakamı Köse Musa Paşa’nın telkinleriyle yamaklar, Haseki Halil Ağayı parçaladılar.
    Bu hareket ile isyan başlatıldı. Büyükdere Çayırında toplanan asiler, Kastamonulu Kabakçı Mustafa’yı lider seçtiler. İsyan genişledi. Beş yüz kadar asi, İstanbul’a yürüdü. Asileri, Levend Çiftliğindeki bir tabur nizami asker durdurmaya hazırken Köse Musa, Nizam-ı Cedid askerinin harekâtını durdurdu. Sultan III. Selim kan dökülmesini istemedi. Sultan III. Selim “Bu işlere sebep, benim hilmimdir (yumuşak huylu olmamdır)!” demesi üzerine Köse Musa, asileri teskin edeceğini ifade ederek, Nizam-ı Cedid askerlerinin kaldırıldığı hakkındaki fermanı çıkarttı.
    Kararın hemen ardından Köse Musa harekete geçti. Çardak ve Unkapanı İskelesine gelen asiler, yeniçeriler ile birleşip, Nizam-ı Cedid taraftarı devlet adamlarını katlettiler. Daha sonra “Padişahı da istemiyoruz” diye bağıran asiler, 29 Mayıs 1807’de, Sultan III. Selim’i tahttan indirip, yerine IV. Mustafa’yı geçirdiler (Vaka-i Selimiye).

                    KAYNAKÇA
Ahmet Cevdet Paşa; Tarih-i Cevdet, çev. Mümin Çevik, Üçdal Neşriyat, c.4, İstanbul 1994.
BEYDİLLİ, Kemal-ŞAHİN, İlhan; Mahmud Raif Efendi ve Nizam-ı Cedid’e Dair Eseri, TTK, Ankara 2001.
KARAL, Enver Ziya; Selim III’ün Hattı Hümayunları, TTK, Ankara 1988.
KOÇ, Yunus-YEŞİL, Fatih; Nizam ı Cedid Kanunları, TTK, Ankara 2012.
ÇATALTEPE, Sipahi; 19. Yüzyıl Başlarında Avrupa Dengesi ve Nizam-ı Cedid Ordusu, Göçebe Yayınları, İstanbul 1997.
MANTRAN, Robert; Osmanlı İmparatorluğu Tarihi II, çev. Server Tanilli, Adam Yayınları, İstanbul 1995.
ÖZCAN, Besim; Yakınçağ Osmanlı Tarihi (1789-1861), Erzurum 2016.
ÖZKAN, Abdullah; Adım Adım Osmanlı Tarihi 4, Boyut Yayın Grubu, İstanbul 2003.
SERTOĞLU, Midhat; Mufassal Osmanlı Tarihi, TTK, c.5, Ankara 2011.
YILMAZ, Ömer Faruk; Belgelerle Osmanlı Tarihi, Osmanlı Yayınevi, c.3, İstanbul 2000.
BEYDİLLİ, Kemal; “Islahat”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1999, c. 19, s. 175-178.
GÖKBİLGİN, M. Tayyib; “Nizam-ı Cedid”, Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1964, c. 9, s. 309-317.
ÖZCAN, Besim; “Sultan III. Selim Devri Islahat Hareketleri (Nizam-ı Cedid)”, Türkler Ansiklopedisi, Ed. Hasan Celal Güzel, Ankara 2002, c. 12, s.1110-1134.
YEŞİL, Fatih; “Nizam-ı Cedid Ordusunda Talim ve Terbiye (1790-1807)”, Tarih Dergisi, İstanbul 2011, sa. 52, s. 27-85.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*