1877-1878 0SMANLI-RUS SAVAŞI VE SAVAŞ KAPSAMINDA ERMENİ FAALİYETLERİ*

*via Cantürk AYDIN

ÖZET


İstanbul Konferansı’nın dağılmasından önce Viyana’daki Rus elçisi Novikov, Avusturya ile gizli bir antlaşma yapmak için harekete geçmiştir. Çünkü Rusya her ne kadar Avrupa devletleriyle Osmanlı Devleti’ne karşı birlikte bir cephe oluşturmak için çabalasa da, yine de Osmanlı Devleti ile tek başına savaşa girmek ihtimalini de göz önünde bulunduruyordu. Bunun için Balkanlar’da kendisi gibi ilgili bir devlet olan Avusturya ile anlaşmak istemiştir. 15 Ocak 1877’de de iki devletin karşılıklı olarak Sırp topraklarını işgal etmemeyi taahhüt ettiği ve Avusturya’nın tarafsızlığı ile Rusya’nın muhtemel bir askeri harekâtının sınırlandırılmasını öngören bir anlaşma yapılmıştır. Peşte Anlaşması olarak bilinen bu anlaşmaya göre; Avusturya, Bosna-Hersek’i almakta ve karşılığında Rusya’yı Balkanlar’da serbest bırakmaktaydı. Bu serbestliğin tek şartı Rusya’nın Balkanlar’da büyük bir Slav devleti kurmayacağına söz vermesidir.
Rusya’nın asıl amacı diğer Avrupalı devletleri de yanına almaktı. Bunun için Rusya, Mart 1877’de İgnatiyef’i Berlin, Paris, Londra ve Viyana’ya göndermiştir. İgnatiyef her başkentte, Osmanlı Devleti’nin seferberlikten vazgeçirilmesi için yaptırım yapılmasını önermiştir ve yapmayı planladığı ıslahatların uygulanmasını sağlamak için altı büyük devlet arasında protokol yapılmasına çalışmıştır.
31 Mart 1877’de Londra Protokolü, İngiltere, Almanya, Avusturya-Macaristan, Fransa, Rusya ve İtalya arasında imzalanmıştır. Bu protokolde, Sırbistan’la yapılan barış senet olarak kabul edilmiş ve Karadağ’ın sınırlarının düzeltilmesi, Bosna-Hersek ve Bulgaristan’da reformların yapılması Osmanlı Devleti’nden istenmiştir. Eğer bu şartları yerine getireceğini Bab-ı Ali söz verirse, Rusya, ordusunu silahsızlandıracaktı. İstenilen sonuç elde edilemezse protokole katılan devletler Avrupa’nın menfaati dolayısıyla gereken tedbirleri alacaklarını da ilave etmişlerdir. Protokol şartları Paris Barış Antlaşması’nı ve Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığını hiçe saydığından Meclis-i Vükela tarafından Londra Protokolü’nün reddedilmesi kararlaştırılmıştır. 12 Nisan 1877’de protokolün reddi ilgili devletlere bildirilmiş ve bu hareket 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sebebi olmuştur.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı

Londra Protokolü’nün Osmanlı Devleti tarafından reddedilmesi üzerine Rusya aradığı savaş fırsatını bulmuş ve genel seferberlik ilan etmiştir. 19 Nisan 1877’de Prens Gorçhakov, Osmanlı Devleti’nin Avrupalı devletlerin nasihatlerine uymayarak ve Hıristiyan tebaa’nın durumunu düzeltecek tedbirleri almadığından dolayı Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiğini bir beyanname ile Avrupalı devletlere bildirmiştir. 23 Nisan 1877 tarihinde Rus elçiliği İstanbul’u terk etmiştir. Rusya 24 Nisan’da da Osmanlı sınırını ihlal etmiştir.
22 Mayıs 1877 tarihinde önce Eflak ve Boğdan sonrasında da Sırbistan ve Karadağ’ın da Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmeleri Rus etkisinin Balkanlar’da varlığını göstermektedir. Savaşın başlamasıyla birlikte Fransa, İtalya, İngiltere ve Avusturya-Macaristan tarafsızlıklarını ilan etmişlerdir. Yalnız İngiltere, Britanya’nın çıkarları söz konusu olduğunda yani Süveyş Kanalı ve İstanbul’un el değiştirmesi gibi konularda tarafsız kalamayacağını, müdahale edeceğini bildirmiştir. Rusya ise İngiltere tarafsız kalırsa Süveyş Kanalına ve İstanbul’a dokunmayacağını söylemiştir.
Rusya’nın hedefi Müslüman Osmanlı toplumunu yok etmek ve yerine Panslav ve Ortodoks Hıristiyan millet kavramından oluşan ulusal devletlere bırakmayı amaçlayan bir yapılanma oluşturmak olarak görülür. Savaş diğer Osmanlı-Rus savaşları gibi Balkanlar ve Kafkasya olmak üzere iki cephede başlamıştır. Ruslar ilk olarak 27 Haziran 1877’de Tuna Nehri’ni geçerek Ziştovi’yi ele geçirdiler. Ziştovi alındıktan sonra sırasıyla Niğbolu’yu ele geçirmişlerdir. Daha sonra Sofya, Lofça, Tırnova ve Şıpka Geçidi gibi önemli merkezleri ele geçirmek için Plevne üzerine yürümüşlerdir. Bunun amacı Rusların yanında savaşa katılan Sırbistan’ı yanlarına almak ve Karadağ ile savaşan Osmanlı kuvvetlerinin İstanbul’la bağlantısını kesmekti. Ayrıca Balkan geçitleri ele geçirildiği takdirde Yunanistan’ın Osmanlı’ya karşı ayaklandırmak ve bu sayede Avusturya-Macaristan ile ittifak yapmak amaçlanmıştır. Ancak Rus kuvvetlerinin Osmanlı topraklarında ilerlemesi çok kolay olmuyordu. Çünkü Ruslar tarafından Plevne’ye yapılan üç taarruz da Gazi Osman Paşa tarafından başarılı bir şekilde püskürtülmüştür ve Rus ordusu kumandanı Nikolay Nikoleyeviç Romanya’dan yardım istemek zorunda kalmıştır. Ruslar üçüncü başarısızlıklarından sonra Plevne Kalesini her yönden kuşatmaya başladılar. Dışarıdan yardım alamayan Osman Paşa 10 Aralık 1877’de yarma harekâtı ile çıkmayı başarsa da yaralanması sonucu ordusuyla birlikte teslim olmak zorunda kalmıştır.
Ruslar Plevne’yi aldıktan sonra Edirne yönünde hızla ilerlemeye başladılar. 4 Ocak 1878’den itibaren Ruslar Osmanlı birliklerini geri püskürterek 20 Ocak 1878’de Edirne’ye girmeyi başarmışlardır.
Kafkasya cephesinde ise Ruslar Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutasında bulunan Osmanlı Şark Ordusu karşısında aldıkları sürekli takviyelerle başarılı olmuş ve Erzurum’a kadar düzenli çekilen Muhtar Paşa Rus saldırılarını burada durdurmayı başarmıştır. Rus ordusunun İstanbul’u tehdit etmesi üzerine Osmanlı Devleti 31 Ocak 1878’de Edirne Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalmıştır.

Edirne Mütarekesi (31 Ocak 1878)

Grandük Nikoloyeviç aracılığıyla Osmanlı Devleti’ne tebliğ edilen Rus şartları 31 Ocak 1878’de kabul edilmiştir. Edirne Mütareke’sine göre;

  • Bulgaristan’a muhtariyet verilmesi ve İstanbul Konferansında çizilen sınırların daraltılmaması şartıyla, Osmanlı’ya vergi veren ve milis teşkilatı bulunan bir Hıristiyan devletin kurulması ve orada Osmanlı kuvvetinin bulundurulmaması,
  • Romanya, Sırbistan, Karadağ’ın bağımsızlığı ve Bosna-Hersek’te muhtar bir idare kurulması, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da bulunan Hıristiyanların oturduğu vilayetlerde ıslahat yapılması,
  • Rusya’ya nakden ya da karşılık olacak harp tazminatı verilmesi ve Boğazlarda Rusya hak ve menfaatlerinin korunmasının Padişah ile Çar arasında yapılacak bir müzakereyle halledilmesi,
    Rusların başarılarına rağmen Çar ile İgnatiyef, İstanbul’u ele geçirmek dururken mütareke yaptığı için Grandük Nikoloyeviç’e kızmışlardı. Mütareke yapılmasının en önemli sebebi ise İstanbul’un Ruslar tarafından alınmasına karşı İngiltere donanmasının İstanbul’da demirlemesidir. Bundan dolayı barış antlaşması yapılması için Rusya, Osmanlı Devleti’ne karşı savaşı kazanması nedeniyle kendi şartlarını kabul ettirmek maksadıyla İgnatiyef’i görevlendirmiştir. 9 Şubat tarihinde başlayan müzakereler 3 Mart 1878 tarihinde sona ermiştir. Müzakereler sırasında Ayestefanos’a Ermeniler adına bir heyet gelerek İgnatiyef’ten muhtar bir Ermenistan’ın kurulması adına istekte bulunmuştur. 29 maddelik bu antlaşmanın önemli maddelerine göre;
  • Karadağ, Sırbistan ve Memleketeyn bağımsız olup, sınırlarını genişletiyordu. Karadağ Antivari ve Dulcingo Limanlarını alıp, Adriyatik Denizi’ne çıkıyor, Sırbistan ise Niş’i alıyordu. Memleketeyn, Besarabya’yı Rusya’ya verip, Dobruca’yı alıyordu. (Madde 2,3,5)
  • Osmanlı Devleti’ne vergi ile bağlı olan büyük bir Bulgaristan Prensliği kuruluyor, sınırları kuzeyde Tuna’ya, doğu’da Karadeniz’e, güneyde Ege Denizi’ne ve batıda da Arnavutluk’a uzanıyordu. Böylece Doğu Rumeli, Batı Trakya ve Makedonya Bulgaristan sınırları içinde yer alıyordu. (Madde 6)
  • Bosna-Hersek’te İstanbul Konferansı’nın hazırladığı ıslahat yapılacaktır. Dolaylı bir şekilde burada, Avusturya ve Rusya’nın kontrolü tesis edilecektir. (Madde 14)
  • Ermenistan’da ıslahat yapılacak ve Ermeniler, Kürtlerle Çerkeslere karşı korunacaktır. (Madde 16)
  • Girit’te 1868 yılından itibaren uygulanan yönetim şekli aynen devam edecek, fakat Osmanlı Devleti, Arnavutluk, Tırhala ve Rumeli’nin diğer yerlerinde de aynı yönetim şeklini uygulayacaktır. (Madde 15)
  • Osmanlı Devleti, Rusya’ya 1 milyar 410 milyon Ruble savaş tazminatı ödeyecektir. (Madde 19) Ancak, Rus Çarı Osmanlı Devleti’nin mali sıkıntısını göz önünde bulundurarak bu tazminatın 1 milyar 110 milyonundan vazgeçiyor, fakat buna karşılık Batum, Kars, Ardahan, Eleşkirt ve Beyazıt Rusya’ya bırakılıyordu.
    Ayestefanos Antlaşması tam bir Rus diktası olmakla beraber burada en önemli maddelerinden biri olan 16. Madde ile Doğu Anadolu’daki Ermenilerin durumu ele alınmış ve Osmanlı Devleti, buralardaki Ermenilere harp zamanında Ruslarla işbirliği yaptıklarından dolayı hiçbir ceza vermeyecek ve Ermenilerin durumunu düzeltmek maksadıyla reformlar yapacak ve Avrupalı devletlere rapor verecektir. Rusya, bu madde ile Osmanlı Devleti’ni yok etme gayesine biraz daha yaklaşacaktır.
    Bulgaristan’ın Ege Denizi’ne kadar sınırlarının uzaması I. Petro’dan beri Rusya’nın hedefi olan sıcak denizlere inme fırsatını Rusya’ya sunmuştur. Antlaşmanın 24. Maddesi de Rusya’nın denizlerde rahat etmesini sağlamıştır. Bu maddeye göre; “İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Rus limanlarından veya oralara giden tarafsız memleketlerin ticaret gemilerine gerek harp gerekse barış zamanlarında açık bulunacaktır.”Kurat, bu durumu Rusya’nın ekonomik menfaatinin garanti altına alındığını ve Osmanlı Devleti’nin elinden Boğazların kapalılık hakkının alındığı şeklinde tespit eder.
    İngiltere, Ayestefanos Antlaşması’nın diğer devletler tarafından kabul edilmedikçe geçerli olmadığı üzerinde duruyor ve geçerli bir antlaşmanın yapılması için diplomasi çalışması yapıyordu. Bunun nedeni İngiltere’nin Hindistan Yolu’nun Rusya tarafından hem Balkanlar’dan hem de doğu tarafından tehdit edilir oluşudur. Rusya böyle bir teklifi kabul etmese de savaştan yeni çıktığı için hem İngiltere’ye hem de Avusturya’ya karşı çıkmanın yararlı olmayacağını düşünerek yeni bir konferansın yapılmasını kabul etmiştir. İngiltere ve Avusturya için en büyük sorun ortaya Büyük Bulgaristan’ın çıkarılmış olmasıdır.
    Bu arada İngiltere, Hindistan Yolu’nun güvenliğini sağlamak için Kıbrıs Adası’nı Osmanlı Devleti’nden istemiştir. Karşılığında ise, İngiltere’nin Ayestefanos Antlaşması’nı değiştirmeye çalışacağını ve Rusya karşısında Osmanlı Devleti’ni yalnız bırakmayacağını bildiren bir karar göndermiştir. Bu karar karşısında zor durumda kalan Meclis-i Mahsusa bu durumu kabul etmek zorunda kalmıştır. İngiltere kraliçesi Viktorya, Padişahın hükümranlık haklarına hiçbir zarar gelmeyeceğini ve korunacağını Padişah’a bildirmiştir. 15 Temmuz 1878’de İngiltere, Kıbrıs’ı yönetimine almıştır. İngiltere, Rusya, Avusturya ve Fransa ile gizli antlaşmalar yaptıktan sonra Bismarck’ın başkanlığında Ayestefanos Antlaşması hükümlerinin konuşulması için Berlin Kongresi’nin yapılması kararlaştırılmıştır. Kongre 13 Haziran 1878’ de Berlin’de bulunan Radziwil Sarayı’nda toplanmıştır.

Berlin Kongresi (13 Haziran 1878)

13 Haziran 1878’de Paris Barış Antlaşması’nda imzası olan devletlerin temsilcileri ve Osmanlı Devleti adına Müşir Mehmet Ali Paşa, Berlin Büyük Elçisi Sadullah Bey ve üçüncü delege olarak Nafıa Nazırı Karatodori Efendi katılmıştır. Rusya adına Prens Gorçakov, Kont Schouvalof (Chouvalov) ve Baron D’Oubril yer almıştır. Bismarck’ın başkanlığında toplanan kongre komisyonlar şeklinde Ayestefanos Antlaşması’nın bütün maddeleri ve hepsi de Rusya’nın aleyhine değiştirilmiştir.
Temsilciler, birinci oturumda Bulgaristan meselesinden başlanılmasını uygun görmüşlerdir. Ancak İngiltere temsilcileri, Osmanlı temsilcileri gibi her şeyden önce İstanbul’un Rus tehdidinden uzaklaştırılması gerektiğini düşünüyorlardı. Rusya ise, Osmanlı Devleti tabiiyeti altında bulunan Hıristiyanlara idari muhtariyet verilmesi ve ıslahat yapılmasını isterken İstanbul’a saldırmayı bir tehdit olarak göstererek, İngiliz isteklerine karşı gelmiştir. Bismarck, İngiltere isteklerini ve söylediklerini uygun görerek müzakerelerin istediği gibi sürmesini sağlamıştır.
Berlin Kongresi çetin müzakereler sonunda 64 maddelik bir anlaşma ile sonuçlanmıştır. Kongrenin maddelerine göre;

  • Bulgaristan Ayestefonas’ta olduğu gibi, Osmanlı Devleti’ne vergi verecek, bağımsız ve iç işlerinde özerk bir Hıristiyan prensliği olacaktır. Bulgaristan prensini halk seçecek ve büyük devletlerin hanedanından Bulgar Prensliğine seçilme olmayacaktır. Osmanlı ordusu Bulgaristan’da bulunmayacaktır. Sınırları daraltılacak, Doğu Rumeli, Batı Trakya ve Makedonya Osmanlı’ya geri verilecektir. Doğu Rumeli’de müstakil bir yönetim kurulmak ve Makedonya’da ıslahat yapılmak şartıyla buraları Osmanlı Devleti’ne geri verilecektir. (Madde 1-12)
  • Doğu Rumeli özerk bir Hıristiyan eyaleti olacak, fakat Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında kalacaktır. Rumeli valisi Osmanlı ile Avrupa devletleri tarafından tayin edilecektir. (Madde 13-23)
  • Girit Adası’nda 1868’de uygulanmaya başlanan özerklik aynen devam edecektir. (Madde 23)
  • Yunanlılar Berlin Kongresi’ne katılmamışlar, yalnız bazı isteklerde bulunmuşlardır. Tesalya, Epir ve Girit’in Yunanistan’a verilmesi kararları geri alınmıştır. Yalnız Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Yunanistan lehine bazı sınır değişikliği yapılması konusunda müzakere edecekler ve anlaşamadıkları takdirde burada ki devletlerin aracılığına başvuracaklardır. (Madde 24)
  • Bosna-Hersek Eyaletleri’nin asayişini temin etmek için ileri ki bir tarihte Avusturya’nın işgal ve idaresine bırakılacak, ayrıca Yenipazar Sancağında asker bulundurmak hakkına haiz olacak ve bu şekilde Sırbistan ile Karadağ’ın arasına girmiş olacaktır. (Madde 24)
  • Karadağ bağımsız bir devlet olacak ve Antivari Limanı’nı alacak, fakat savaş gemileri olmayacaktır. Dulcigno’yu Osmanlı Devleti’ne bırakacak ve borçlardan bir kısmını üzerine alacaktır. (Madde 26-33)
  • Sırbistan bağımsız bir devlet olacak ve Osmanlı borçlarından bir kısmını da üzerine alacaktır. Niş ile Pirot’u alacak buna karşılık Metroviçe’yi Osmanlı Devleti’ne bırakacaktır. (Madde 34-42)
  • Romanya’nın bağımsızlığı kabul edilecektir. Ayestefanos Antlaşması’nda olduğu gibi Besarabya’yı Rusya’ya verecek buna karşılık olarak Dobruca’yı alacaktır. (Madde 43-57)
  • Kars, Ardahan ve Batum’u Rusya’ya ve Kotur şehri İran’a terk edilecektir. Batum serbest ticaret bölgesi olacaktır.(Madde 58-60)
  • Osmanlı Devleti, Ermeniler için ıslahat yapmasına karşılık Ermenilerin, Kürtler ile Çerkeslerin tehlikesine karşı güvenliklerinin sağlanması taahhüt edilecektir. (Madde 61)
  • Savaş tazminatı olarak Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya 802.500.000 Frank savaş tazminatı ödemesine karar verildi. Bu tazminat yıllık olarak 350.000 Liralık taksitlerle ödenecek, şayet bu olmazsa Rusya istediği araziyi alabilecektir. (Madde 62)
  • Boğazlar meselesine, 1856 ile 1871 antlaşma hükümlerinin geçerliliğine karar verilmiştir. (Maadde 63)
    Rusya açısından Berlin Konferansı’nın kararlarına gelince 1877-1878 savaşına sebep olan Panslavizm lehine hiçbir karar ile sonuçlanmamıştı, bu yüzden Panslavizm taraftarlarının ümitleri kırılmış ve Balkanlar’da Büyük Slav Devleti kurulamamış ve Slav unsurlarına yeni bir statü de verilmemiştir. Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki problemler yine devam edecek ve Rusya’nın Ermeniler üzerinden siyaset yürütmesi ortaya çıkacaktır.

1877-1878 Savaşı Sonrası Rusya’nın Osmanlı’ya Yönelik Faaliyetleri ve Ermeni Olayları

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile hedeflerine büyük ölçüde yaklaşan Rusya, Ayestefanos Antlaşması ile kurulan ve ardından Berlin Kongresi ile üçe ayrılan Büyük Bulgaristan’ın kendi himayesinde bulunması için, Bulgar komitecilerine ve diğer azınlıklara desteğini sürdürmüştür. Mesela Ayestefanos Antlaşması ile ortaya çıkan Ermeniler sorununu büyütmek isteyen Rusya 1880 yılında Diyarbakır, Sivas ve Edirne vilayetlerinde bulunan Ermenileri Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtmak ve ayaklandırmak için casusluk vasıtasıyla Petersburg’dan on kadar Rus subayının bu vilayetlere hareket ettiğine dair, Zaptiye Nezareti Bahriyesi’ne gönderilen tezkire bunu en iyi şekilde göstermektedir.
Berlin Antlaşması sonrası Bulgarlar, Ayestefanos Antlaşması ile kendilerine verilen Büyük Bulgaristan’ın üç parçaya ayrılmasına tepki göstererek komitacılık faaliyetlerini arttırmışlardır. Bu amaçla dört aşamalı bir strateji geliştirmişlerdir. Buna göre; Rusya’nın hamiliğinden kurtulmak, Doğu Rumeli ile birleşmek, sırası geldiğinde Makedonya ile birleşmek ve Sırbistan ve Romanya gibi tamamen bağımsız bir devlet olmak. Bu amaçların ilki gerçekleşme umudu olmayan bir durumdur. Çünkü bunların gerçekleşmesi güçlü bir ordu ve silaha ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu da ancak Rusya’nın yardımı ile gerçekleşebilir. Rusya’nın Bulgaristan’da faaliyetlerine Edirne 2. Ordu Müşiri Zahir Paşa’nın Bab-ı Ali’ye çektiği telgrafta görmek mümkündür. Bu telgraf’a göre Bulgaristan’da bulunan Salih Ağa’dan aldığı haberlere göre Rumeli-yi Şarkiye ve Bulgaristan’a gelmiş olan Rus zabitlerinin aldıkları emir üzerine istifa ederek burada silâhaltına alınmış Rum ve Bulgar milletine eğitim verilmesi için geldikleri bildirilmiştir.
Berlin Antlaşması ile Balkanlar’da Osmanlı Devleti’nin ıslahat yapması hakkında alınan kararlar ile ilgili olduğu anlaşılan 1304 tarihli İbrail Şehbenderliği’nden gönderilen bilgilere göre; Rusya, Almanya ve İngiltere devletlerinin Osmanlı Devleti aleyhine almış oldukları kararlar hakkında ve tabii olduğu bazı olaylara dair Avusturya tebaasından olan bir kişinin İbrail’den yazılmış olan mektuba göre, Bükreş Sefareti tarafından merkumun ahvali hakkında araştırma yapıldığı ve merkumun Rusya adına casusluk yapmış olduğu anlaşılmıştır. Bu belgeden de anlaşılacağı gibi Avrupalı devletlerin aşikâr bir şekilde Rusya yanlısı bir politika izlediği anlaşılmıştır.
Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne karşı var olan siyasetini bu antlaşmalar değiştirememiş aksine İgnatiyef’in yardımcısı olan Nelidov’un yeni Rusya İstanbul elçisi olarak atanması ile daha da artmıştır. Rusya’nın Boğazları ele geçirmesinin büyük bir taraftarı olan Nelidov’un kaleme almış olduğu ve Rusya’ya göndermiş olduğu raporda bunu göstermektedir. Bu rapor Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne karşı yürüteceği siyaseti de gözler önüne sermiştir. Bu rapora göre;
“Boğazların ele geçirilmesi Rusya’ca tarihi bir zarurettir. Siyasi, ticari ve askeri menfaatlerimizin icabıdır. Buraları ele geçirmek topraklarımızı artırmak değil, sadece açık denizlerin kapısını elde etmek meselesinden ibarettir. Bu suretle bütün Karadeniz kıyılarına dağıtılmış olan müdafaa tesislerimizi bir noktaya toplamakla kuvvetlerimizi tasarruf etmiş ve batı sınırlarımızda dahi Almanya ve Avusturya’ya karşı güvende oluruz. Balkanlarla Asya arasındaki yolların düğüm noktasını elde bulundurmakla Balkanların ve Küçük Asya’nın mukadderatı üzerinde kati bir nüfuz kazanırız. Hıristiyanların ve Slav kavimlerinin korunması meselesi kendiliğinden hallolunur. Avusturya’dan Balkanlar’da korkumuz kalmaz ve onu oradan tamamıyla dışarı atmak ümidini dahi besleyebiliriz.”
Nelidov’un bu raporu Rusya’nın I. Petro’dan itibaren birikmiş Osmanlı politikasının gün yüzüne çıkmış halini göstermektedir. Osmanlı Devleti yöneticilerinden olan ve Tuna genel valiliği görevinde büyük başarılar gösteren Mithat Paşa, Balkan meselesinin yoluna koyulması için büyük çabalar harcıyordu. İngiltere’de Rus tehlikesini Boğazlar ve Akdeniz’den uzak tutmak için bu durumu destekliyordu. Örneğin İngiltere’de basılan Standart Gazetesi’nin 14 Ağustos 1888 tarihinde basılmış olan ve Rus casuslarının Balkanlarda faaliyetlerini konu alan bu nüshasında, “Arnavutluk’ta bir ihtilal vuku’a getirmek ve vilayet-i mezkureyi şu suretle Devlet-i Aliye idaresinden ihraç etmek maksadıyla Bükreş’te Rusya sefirinin riyaseti tahtında bir komite teşekkül ettirdiği ve bundan önce Arnavutluk’ta geşt-ü güzar eden Rusyalı bir takım casusların” söz konusu komiteye dâhil oldukları muhakkaktır.
Bu tarihten itibaren Balkanlar’da Rusya fesadının def edilmesi için çalışan Osmanlı yönetici sınıfı, bu durumu birinci vazife olarak kendilerine belirlemişlerdir. Bunun için “Zira,Rusyalunun tebaa-i Devlet-i Aliye beyinlerinde her bir cins ve ta’ifeden tarafdarları ve casusları olup devşirip anın murad ve maksudunun hususi mu’amelatında bulunmuş olduklarından bu makuleler bir memalikde gayet emin vakitte en büyük muharebede ve mukateledekinden ziyade muzırrat idebilürler.”Bu nedenle bu hususların, “bi hadd ve ihsa olan” Rus casuslarından saklanması en önemli şartlardan biri olarak görülmüştür.
XIX. Yüzyılın sonlarına doğru daha organize şekilde hareket eden Rus istihbaratı, hemen hemen Osmanlı Devleti’nin Asya ve Avrupa topraklarının tamamına dağılmış durumdaydı. Bu durum kendini Osmanlı ordusu içinde yer alan Rus casuslarının varlığı olarak göstermektedir. Rus casuslarının etki alanları bu dönemde de Eflâk-Boğdan, Bulgaristan, Sırbistan ve Arnavutluk’ta hükümet, halk ya da komiteciler ile olan ilişkileri devam etmiştir. Örneğin, Romanya’da köylüler tarafından çıkarılan ihtilalin yatıştırılmasından sonra Rus casusların satıcı kılığına girerek tutuklanıp uzaklaştırılmasına dair Rus gazetesinde çıkan bir yazıda kabinenin kararı ilga ettiğine dair habere karşılık Romanya meclisinde muhalefet üyelerinden Mösyö Yovanko’nun sorusu üzerine Romanya Hariciye Bakanı; ‘ havadis-i mezkurenin kâmilen bi asıl ve esas olduğu ve mezkur kararların elan meriü’l icra idüğüne’ kesin olarak beyan verdiği konusunda… Yine, Arnavutluk’ta bir ihtilal çıkarmak amacıyla Bükreş’te Rusya konsolosunun emrinde kurulan komiteye Rusya casuslarının dâhil olduğuna dair… Bulgaristan Komiserliği’nden gelen telgraf ile anlaşılacağı üzere Rusya adına casusluk yapan Türklerin varlığı da apaçık ortadadır. Komiserliğin verdiği bilgiler doğrultusunda, maliye ve adliye müdürlerinin Ruslara meyilli olduğu ve bugünlerde Ruslar ile münasebet içinde oldukları bildirilmektedir. Ayrıca kendilerine gelen telgrafta Rus taraftarlarına karşı nasıl bir tedbir alınacağı bildirilmediğini ve Sırp kralının Dersaadet’e Selanik yoluyla geleceğinin gazetelerde yazdığından dolayı Rus hafiyelerine karşı Tuna cihetinde ne gibi tedbirler alınması hakkında yardım istenmektedir.
Yerköyü Şehbenderliğinden gelen bilgiye göre, Rusların halen Bulgaristan ve civarında büyük faaliyetler peşinde oldukları anlaşılmaktadır. Buna göre; “Rusya casuslarının sık sık Yerköy’e gidip gelmekte oldukları gibi Yerköy’ü ve dolayında bazı casusların her gün Bükreş Gazetesi ile Rusya Sefareti’nden alınan talimatlar sonucunda Bulgaristan dâhilinde bulunan Rus taraftarlarına bilgi aktarıldığı” tespit edilmiştir.
1889 yılına geldiğimizde Osmanlı Arşiv belgesinde yer alan bilgilere göre; 28 Zilkade 1307 tarihli yabancı ve yerli gazetelerde yer alan haberleri derlediği görülür. Buna göre; Ermeni Komitesinden olan bir şahsın İngiltere Daily News’e göndermiş olduğu mektupta Yeni Osmanlı Cemiyeti’nden dolayı Ermenilerin hakkının yenildiğini ve Girit ve Arnavutluk’ta bulunan Osmanlı askerinin buradan atılması ve yerine yerli halktan bir jandarma ve vali tayini istendiği yazmıştır. Standard Gazetesi’nde Osmanlı Devleti içişlerine müdahale sayılacak bir haberden de bahsedilmiştir, bu habere göre; Manastır’da bulunan bir Rum mektebi öğretmeninin Eski Yunan tarihini öğrettiği için dokuz ay görevden alındığını yazmıştır. En önemli haber ise Tanin Gazetesi’nde yer alan ve Rus casusluk haberidir. Bu habere göre, Romanya postane görevlilerinin Rus casusu oldukları ve bunların bazı mektupları açıp suretlerini Bükreş’te bulunan Rus sefirine verdikleri haberidir. İstihbaratçılığın normalleşme olarak görülmeye başlandığından dolayı casuslukla ilgili haberlerin gazetelerde yer aldığı ve özellikle de Rusya’nın Osmanlı’ya karşı yürütmüş olduğu siyasetin ne denli nüfuz ettiği görülür.
1890’lı yıllarda, Berlin Antlaşması ile ortaya çıkan ve büyük devletlerin çıkarları için Osmanlı Devleti’ne yönelik olarak kullanmaya başlamış olduğu Ermeni faaliyetleri ve diğer Osmanlı topraklarında uygulamış oldukları siyaset Osmanlı Devleti’nin İngiltere yanlısı izlediği politikadan uzaklaşarak II. Abdülhamit’in ve İttihat Terakki’nin Almanya yanlısı politikasına yerini bırakacaktır. Bundan dolayı Rusya İstanbul ve Boğazlar ile ilgili ani kararlar alma politikası izleyecektir. Avrupalı devletler bu tarihten itibaren casusluk ile ilgili büyük atılımlar gerçekleştirmiştir. Rusya’da ise istihbarat servisi olarak Okhrana adında bir teşkilat oluşturulmuş ve Osmanlı Devleti içinde II. Abdülhamit’in kurmuş olduğu hafiye teşkilatına benzer bir yapıya sahiptir. Çar’ın özel gizli polis servisi olarak ortaya çıkan bu teşkilatın alt kollarının görevi Almanya, Avusturya-Macaristan, İskandinav ülkeleri, Osmanlı Devleti ve İran’a karşı istihbarat toplamaktı.

1877-1878 Savaşı Sonrası Rusya’nın Kafkasya-Anadolu Politikası ve Ermeni Faaliyetleri

Rusya, Karadeniz, Kafkasya, Balkan ve Türkistan’da önlenemez şekilde bir ilerleyiş kat etmiştir. Balkan coğrafyasında Slavları, Kafkasya’da Ermeni ve diğer azınlık Hıristiyanları kullanırken, Türkistan’da var olan Türk boyları arasında rekabeti kızıştırarak kendi önünü açmıştır. Bu durum Rusya’nın toprak yüzölçümünü büyüterek dünya devletleri içinde ciddi bir güç haline gelmesini sağlamıştır. Osmanlı Devleti, Rusya karşısında yabancı devlet ittifakları ve içte reformlar yaparak bu ilerleyişi durdurmak istese de yapılan bütün her şey Rusya’nın Osmanlı Devleti aleyhine kullandığı birer koz haline dönüşmüştür. Avrupalı devletler ise bu durumu kendi lehlerine çevirmek ve sanayileri için Osmanlı Devleti hammadde kaynaklarını kullanmak için harekete geçmiştir. İngiltere, Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk ederek Rusya ve Fransa’yı yanına alarak Osmanlı Devleti’ni paylaşma planları yapmaya başlamıştır. Avrupa denge sisteminde bu tarz bloklaşma siyasi birliğini tamamlamış olan Almanya’yı Osmanlı Devleti’ne yakınlaştırırken, Rusya’nın İstanbul ve boğazlar hakkında isteklerini Fransa ve İngiltere tarafından onaylanmasına neden olmuştur. Rusya, Kafkasya’da yeni bir idari yapılanma oluşturmakla birlikte Osmanlı Devleti’nden aldığı topraklarda yeni Guberniyalar (Vilayet) ve Oblastlar (İkinci derece büyük bölge) oluşturdu. Osmanlı açısından Doğu’nun kapısı olan Kars merkezi ise genişletilerek Oblast haline getirilmiştir. Rusya’nın Osmanlı Anadolu’sunda casusluk faaliyetine ilişkin arşiv belgesi ise 1888 yılına ait olan ve Bitlis Vilayetinin Çukur Nahiyesi ve civar Ermeni köylerinde yapılan tahkikata göre bazı Rusya neferlerinin Bulanık Ovası Ermeni köylerinde dolaşarak casusluk faaliyetinde bulundukları anlaşılmış ve Muş Mutasarrıflığına bildirilmiştir. Görüldüğü üzere savaşın hemen sonrasında Rusya, Anadolu’da faaliyetlere başlamıştır.
Rusya’nın elde ettiği başarı ile eline geçen Doğu vilayetlerimizde faaliyetlere başladığını ve burada tampon bir bölge oluşturmak için bölgedeki etnik gruplarla temasa geçerek özellikle de Osmanlı Devletine karşı Kürtleri koz olarak kullanmak için kendi hesabına çalışacak kişileri tespit ettiğini ve bu kişilere para, silah yardımı yaparak yanına çektiği görülür. Bu kişilerin eğitilmesinde ve bulunmasında diplomatlar ve özel gizli casusların rolü büyüktür. Bu Rus görevlileri arasında Diyarbakır Konsolosu Yakimanisky, Tebriz Konsolosu Bonafiyd, General Loris Melikof, General Babatoz, Erzurum Konsolosu A. Jaba, General Kargonof, General Paskeviç, Kafkasya Genel Valisi Voronsov ve gizli casus Klemm gibi kişileri saymak mümkündür.
1804 Yılında Rus-İran savaşı ile Erivan ve çevresinin Rusya’nın eline geçmesiyle beraber Ermeniler üzerinde Rus hâkimiyeti de başlamıştır. Rusya, Ermenilerin kendi fetih hareketleri için iyi bir alet olacağının farkına vararak onları bu yolda kullanmaya başlamıştır. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında Rus kuvvetleri Erzurum’a kadar ilerledikleri ve Ermenilerle meskûn sahayı işgalleri sırasında Rus ordusunda bulunan Ermeniler vasıtasıyla ve Ortodoksluk mezhebini kullanarak Ermenileri Türklere karşı kışkırtmaktan geri durmamışlardır. 1854 Kırım Savaşı’nda Rusların Kars’a girmesiyle beraber tamamen Ermeniler ile yakınlaşmış ve Türk tebaası olan birçok Ermeni’nin Rusya tarafına geçerek casusluk yaptıkları ve menfaatleri için türlü hizmetlerde bulundukları biliniyor. Rusya, Avrupalı devletler ve Amerikan misyonerlerinin çalışması ile Anadolu’da artık Ermeniler isyan etmeye başlamıştı. 1862’de Zeytun’da 1863 Van ve 1865 Çarsancak’da isyan eden Ermeniler’in Osmanlı Devleti’ne karşı kafa tuttuğunun belirtileriydi.
Ermeniler, Osmanlı Devleti idaresine karşı koymak maksadıyla da gizli teşkilatlanma faaliyetine giriştiler. 1872’de Van’da “Kurtuluş Birliği” adını taşıyan bir teşkilat oluşturdular. Bu aşama da Rus casusları Türkiye Ermenistan’ı adını verdikleri beş vilayette kışkırtma faaliyetlerine hız vermişlerdir. Bu çalışmaların sonucunu Rusya, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda almıştır. Birçok Osmanlı Ermeni’si Rus ordusu tarafına geçerek Rusya’ya yardım etmiştir. Bundan dolayı da savaş sonrası Ermenilerin yerli ahaliden gelecek tepkilerden korktukları için Ayestefanos Antlaşmasına Çerkes ve Kürt ahaliye karşı önlem alınması mahiyetinde madde koydurtmuşlardır.
Doğu vilayetlerinde bulunan Ermenilerin neden isyan edip Osmanlı Devleti’ne ihanet ettikleri detaylı bir şekilde araştıran Sekizinci Fırka Kumandanı Ferik Musa B. Alhas’ın raporuna göre; Rusya’nın Kafkasya’yı işgalinden itibaren Ermenilerin Rusya ile ilişkileri başladığı ve onların ilk olarak Rus istilasına taraftar olduğunu söylemiştir. Bu nedenle Rusya, Ermenilerin bu denli yakınlaşmasını kullanarak onları tercümanlıkta, casuslukta ve konturatculukta istihdama başladığını söylemiştir. Ayrıca Rusya, Ermenilerin ileride işine yarayacağını düşünerek Ermeni meselesini icat etmiş ve buna göre Ermeni milletini bir araya toplamak maksadıyla Ermenistan adında bir devlet kurulacağına dair haberleri Ermeniler arasında yayarak onların adına şirketler ve konsoloslukları aracılığıyla fesat komiteleri icra etmiştir.
Bu teşkilatlanmadan sonra Ermeniler, Rusya’nın teşvik edici hareketlerine güvenerek Erzurum’da 1881 yılında kurdukları “Vatanı Müdafaa Cemiyeti”, burada bulunan Rus konsolosluğuna bağlı bir kuruluş olarak hareket ediyordu. Bu teşkilatın amacı, Türk yönetimine karşı silah ile son damla kana kadar savaşmaktı. Rusya’nın asıl amacı Osmanlı Devleti içinde sürekli bir karışıklık çıkararak ve bunu elde etmiş olduğu bir takım antlaşmalara dayandırarak Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmak olduğundan, Anadolu’daki Ermenileri kışkırtmak faaliyeti Rusya’nın dış siyasetinin ana prensibini oluşturmaktaydı. Ermeni kaynaşmaları bununla da kalmayarak 1887 yılında kurulan Hınçak ve 1890 yılında teşkil edilen Taşnak komitelerinin faaliyete geçmeleri ile daha da hızlanmıştır. Bu iki komite Türkiye’deki Ermenileri bir bayrak altında toplamak maksadıyla Rusya’nın da yardımları ile 1890 yılında Erzurum’da ilk isyanlarını gerçekleştirmişlerdir. Suçlulardan birinin verdiği ifadeye göre, savaştan önce Bulgarların bağımsızlıklarını elde etmeleri için isyan edecekleri ve Doğu Anadolu’da da bir Ermenistan kurulacağı Ruslar tarafından casuslar vasıtasıyla Ermenilere propaganda yapılmıştır. Bir Ermeni isyanını sağlamak üzere Rusya, iki Bulgar avukatı casus olarak Doğu Anadolu’ya göndermiştir. Bunlar Erzurum’a gelerek buradan Van Diyarbakır ve Hakkâri’ye kadar bir teşkilat kurmak için gitmişlerdir. Erzurum Ermenilerinden on altı kişi muhtar bir Ermenistan için çalışmalara başlamışlardır.
Rusya, İngiltere ve Fransa’nın yakından ilgilendiği bu hareket Hınçak Teşkilatı’nın da yayınları ile Ermeni tebaanın Müslüman halka karşı ayrıştırıcı faaliyetleri arttığı gibi, komite mensubu ve Rusya vatandaşı olan Roupen Khan-Azad Trabzon’a gelerek burada komitenin bir şubesini açmıştır. Buradan ihtilal birimleri oluşturulması için Erzurum, Harput, İzmir, Halep ve diğer birçok yere casuslarını göndermiştir.
Rusların Ermenileri desteklediğini Osmanlı Arşiv belgeleri de göstermektedir. 1892 yılına ait bir belge de Ermenilerin kurdukları fesat komiteleri vasıtasıyla Osmanlı Devleti topraklarında yaptıkları faaliyetlerin Ruslar ve İngilizler tarafından da desteklendiği ve bu yüzden Bab-ı Ali’nin alacağı önlemlerde dış güçleri de göz önünde bulundurması gerektiği söylenmiştir. Rusya’nın konsolosluk açma hakkını elde ettiği tarihten bu yana konsolosların fevkalade çalıştıkları açıktır. Bitlis Vilayeti’nden Bab-ı Ali’ye çekilen telgrafta Rusya Van Konsolosu’nun Van, Erzurum ve Bitlis civarlarında seyahat ettiği sırada Muş’ta uğradığı Hıristiyan ve Ermeni köylerinde araştırma yaptırdığı ve buralarda yaşayan Ermenilerin kendisine hükümet memurları ile Kürtler aleyhinde asılsız şikâyetlerde bulunduğunu ifade etmiştir. Bu Ermenilerin Rusya’nın desteğini istedikleri anlaşıldığından, konsolosun izlediği yolun Ermenilerin fikirlerini bir kat değişmesine sebebiyet vereceğinden gerekli tedbirin alınması istenmiştir.
Ermeniler ile Rusya arasında sıkı bir iletişimin ve etkileşimin olduğu bu tarihlerde Rusya hesabına casusluk yapan Ermeni nam Vartan’ın Bitlis Valiliğince yakalanarak sorgulanması yapıldığı sırada konuşmadığı fakat casuslukla yargılanan başka bir Ermeni’nin, Vartan ile konuşması sırasında alınan bilgilerden Vartan’ın Rus casusu olduğu çok açıktır. Buna göre; Vartan’ın Rusya Van Konsolos’undan aldığı bin lira karşılığında casusluk görevi yaptığını ve civardaki Ermeni köylerini Rusya tarafından destekleneceğine inandırdığı anlaşılmıştır.
Diğer bir belgeye göre Rusya’nın Bakü, Kars, Batum ve Ardahan’ı işgalinden itibaren bu hatta Rusların bu bölgelerde askeri hazırlıklar ile askeri demiryolu hattı ve kaleler yapımına kesintisiz devam ettiği, yine Rusya tarafından Van, Erzurum ve Harput’a tayin edilen konsolosların yardımıyla Ermenilerin bazı isimler altında çeşitli cemiyetler kurduğu ve Rusya bandırası çekilmiş Ermeni kilise ve manastırlarında çok sayıda silah olduğu yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır. Ayrıca belge de Karadeniz ve Hazar Denizi arasında demiryolu hattı oluşturarak Anadolu’ya karşı herhangi bir askeri harekâtta kuvvetlerini bir an önce nakletmek için hazırlıklara başlamıştır. Kurulan cemiyetlerin bazılarında silahlar Erzurum Valiliğince yakalanmış ve bunun Bab-ı Ali’nin gözünü boyamaktan ibaret olduğu yazılmıştır.
Rusya’nın 1890 yılından itibaren hemen her Osmanlı Doğu vilayetlerinde Ermeniler üzerinden hareket ettiği görülmektedir. Rusya’nın bu şehirlere açmış olduğu konsolosluklarda görev yapan kişilerin birer casus vasıtası gördüğü ve tuttukları raporlar ile Moskova’yı bilgilendirdikleri apaçık ortadadır. Rusya’nın Van Viskonsolosu’nun Van’dan yola çıkarak Erciş, Malazgirt, Hınıs ve Muş’ta bulunan aşiretlerin içlerine kadar girerek bunlardan Osmanlı Devleti ordusuna ne kadar süvari alayı gönderildiği hakkında bilgiler toplayıp bunu Rusya ile paylaştığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu Viskonsolos’un Erzurum Rusya Konsolosluk Tercümanı Yegisa Efendi’yi yanına alarak Erzurum’un Kavurma Çukuru’nu defalarca dolaşıp bu köylerde yaşayan Ermenilerin asılsız işkence gördüğüne dair tahkikatlar yaptırması hususunda Erzurum, Bitlis ve Van valiliklerinden konunun araştırılmasına dair Bab-ı Ali tarafından istekte bulunulmuştur. Osmanlı Devleti’ne karşı Ermenilerin isyan etmesinde Rusya ve İngiltere’nin rolü büyüktü. Bunun sebebi ise Rusya’nın güneye doğru açılmak maksadıyla Ermenileri kıllanmak istemesidir.
Rusya, savaş tazminatı olarak Kars, Ardahan ve Batum’u aldıktan sonra Doğu Anadolu’da büyük bir Ortodoks-Hıristiyan iskânına başlamıştı. Rusya bu bölge de büyük bir yapılanmaya gitmiştir. Burayı Çarlık niyabeti statüsü ile Zakafkasya genel valiliğine çevirmiş ve buraya Rusya hanedanına mensup yüksek rütbeli komutanları atamıştır. Osmanlı Devleti ise, burada var olan faaliyetleri şehbenderlik vasıtasıyla öğrenebiliyordu. Rus istihbaratının boş durmadığını Osmanlı Devleti, Kars Şehbenderliği’nin 28 Nisan 1898 tarihinde yazısında Osmanlı ile Rusya arasında var olan Osmanlı sınır köylerine Rusya tarafından birer casus gönderildiği ve Erzurum içinde Rus casuslarının varlığından söz ederek Osmanlı memurları uyarılmış, bu casusların Rusya tarafından maaş alan kişiler olduğunu belirtmiştir. Kars Şehbenderinin araştırmaları devam etmiş ve daha sonra Rusya tebaası olan bazı Müslümanların da Osmanlı Devleti’ne karşı casusluk görevinde yer aldıkları anlaşılmıştır. Buna göre; “cihet-i askeriye’ye elverişli hıdematta bulunmak üzere hudud-ı hakani civarında Osmanlı köylerine izam eyledikleri anlaşılmıştır.”

KAYNAKÇA

Ahmet Yüksel, “Hatlardaki Casusluk, III. Selim Devri Bir Casusluk Hikayesi”, Toplumsal Tarih Dergisi, (Nisan 2010),Sayı: 196.
Ayla Efe, “Silistre Eyaletinde Osmanlı-Rus Savaşları Küçük Kaynarca’dan Berlin’e”, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma Merkezi, Ankara 1990.
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Osmanlı Belgelerinde Ermeni-Rus İlişkileri (1841-1898) I, Ankara, 2006.
BOA. A. MKT. MHM, 502/25, 1892-1893.
BOA. HR. SYS, 128/ 58, 11 Eylül 1888.
BOA. HR. SYS, 128/58, 11 Eylül 1888.
BOA. HR. SYS, 2768/58, 18 Teşrin-i Evvel 1306.
BOA. HR. SYS. 2768/49, 9 Safer 1308.
BOA. İ. DH, 283/17758, 8 Safer 1270.
BOA. Y. A. HUS, 195/20, 7 Muharrem 1304.
BOA. Y. A. HUS, 227/14, 5 Zilkade 1306.
BOA. Y. A. HUS, 237/62, 5 Temmuz 1306.
BOA. Y. PRK. AZJ, 11/89, 26 Kanun-i Evvel 1302.
BOA. Y. PRK. BSK, 1/43, 2 Zilkade 1297.
BOA. Y. PRK. EŞA, 11/54, 28 Zilkade 1307.
BOA. Y. PRK. EŞA, 12/25 6 Teşrin-i Sani 1306. BOA. Y. PRK. ZB, 6/70, 8 Rebiü’lahir 1308.
BOA. Y. PRK. EŞA, 30/21, 15 Muharrem 1316.
BOA. Y. PRK. EŞA. 29/55, 5 Zilhicce 1315.
BOA. Y. PRK. UM, 20/87, 23 Kanun-i Sani 1306.
BOA. Y.A. HUS, 298/102, 30 Zilkade 1307.
BOA. Y.A. HUS, 300/10, 30 Mayıs 1892.
BOA. YPRK. ASK, 28/67, 24 Zilhicce 1302.
Bülent Yıldırım, Bulgaristan’daki Ermeni Komitelerinin Osmanlı Devleti Aleyhine Faaliyetleri (1890-1918), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), İstanbul 2010.
Çoşkun Üçok, Siyasal Tarih (1789-1960), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara 1978.
Erdoğan Keleş, “Rusya’nın Panslavizm Politikasının Balkanlarda Uygulanmasına Dair Bir Lahiya”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (İlke), (Güz 2008).
Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, TTK Yayınları, Ankara 1997.
Fahri Yetim, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Döneminde Balkan Milliyetçiliği ve Büyük Güçler”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Konya 2011, Sayı: 25.
Hüseyin Nazım Paşa, “Ermeni Olayları Tarihi”, T.C Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın No: 15, Ankara, 1993, Cilt: 1-2.
İlber Ortaylı, Osmanlı’da Milletler ve Diplomasi, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012.
Konturatculuk: Ara bululucu.
Matthew S. Anderson, Doğu Sorunu1774-1923,Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2010.
Memleketeyn: Eflak-Boğdan.
Mithat Aydın, “19-20. Yüzyıllarda Osmanlı Balkanlarında Rusya’nın Casusluk Faaliyetleri”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Araştırmaları Dergisi, Cilt: 32, Sayı: 53, Ankara 2013.
Muammer Demirel, “Erzurum’da Ermeni İsyanları (1890-1895), Türkler, Cilt:13.
Mürsel Köse, Evliye-i Selase, Kars Ardahan Batum 1877-1920, İşgalden Kurtulaşa “Kırk Yıllık Kara Günler” ve Ermeniler, Kuban Matbaacılık Yayıncılık, Ankara 2008.
Nedim İpek, “1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı”, Türkler Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002.
Nikolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Cilt: V, (Çev: Nilüfer Epçeli), Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005.
Nimet Akdes Kurat, Rusya Tarihi Başlangıçtan 1917’ye, TTK Yayınları, Ankara 1993.
Osmanlı Tarihi El Kitabı, Grafiker Yayınları, Ankara 2012, (Editör: Tufan Gündüz).
Salma Arfaoui, Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) ve Avrupa Devletlerin Tutumu, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2009.
Suat Akgün, “Doğu Anadolu’da Osmanlı-Rus Rekabeti ve Kürtler”, Yeni Türkiye Yayınları, Osmanlı, Cilt: 2.

  • Add Your Comment