Facebook Sayfamız

Arama Formu

Unutulmayacak tarihi gerçekler!

Unutulmayacak tarihi gerçekler!

1)16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa tarafından kendisine “Hıristiyanlığın şövalyesi” ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın ölüm döşeğin de evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:”Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus’a yanaşmayın. Haindir sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler” diyerek […]

30 Nisan 2015 Perşembe -
Facebook 0 Twitter 0

1)16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa tarafından kendisine “Hıristiyanlığın şövalyesi” ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın ölüm döşeğin de evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:”Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus’a yanaşmayın. Haindir sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler” diyerek nasihat ettiğini

2)1976 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen’in bir ara söze: “Bu Suudi Arabistan’ın ilk tuzdan arıtma tesisidir” diye başlaması üzerine
Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak:”No… Sör… Bu Suudi Arabistan’ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlılar’ın 1800.lü yılların sonunda yaptığıdır” diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini

3)1534 yılında Viyana’daki St. Stephen Katedrali’nde. Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında Viyana Belediye Meclisince. Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından bu vazifenin lüzumu yoktur” diye bir karar alınarak iptal edildiğini

4)Osmanlı Devleti’nin zirvelerde şahlandığı akıncılarının Avrupa içlerinde at oynattığı bir dönemde. kilisede bir papazın vaaz verirken”Dünya hakimiyetinin Türklere fakat Cennet’in de kendilerine ait olduğunu… ” söylemesi üzerine. bu taksime aklı yatmayan cemaatten bazılarının büyük bir ümitsizlik içinde: “Dünyada bizi yurtlarımızdan çıkaran Türkler hiç Cennet’te yer bırakırlar mı?” dediklerini

5)Şanlı Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra son derece üzgün ihtiyar bir Ürdünlünün elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre sefaretine giderek: “Herkes bu pasaportla alay ediyor Eskiden Osmanlı pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb’asıyım ne olur bunu değiştirin” diye sefaret yetkililerine yalvardığını

6)Devlet i Aliye yi Osmaniye’nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü ihtişamlı dönemlerinde Avrupa’da Türk hayat tarzı ve modasının çok tesirli hale geldiğini Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete mensuplarının ayıplandığını

7)Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa’ya tanıtmış olmakla meşhur Comte de Marsigli’nin Türk toplumunun misafirperverliği ile alakalı olarak :”Türkler hiçbir din farkı gözetmeksizin bütün yabancılara karşı son derece misafirperverdirler. Ana yollar civarındaki köylerde oturanlardan hali vakti yerinde olanlar öyleden evvel ve akşamüstü gezintiye çıkıp yolcu bulmaya çalışırlar. Eğer bulacak olurlarsa evlerine davet ederler ve hatta çok defa misafirin hangi evde ağırlanacağını tayin ederken kavgaya bile tutuşurlar.” dediğini

8)Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta :
“Osmanlı Devleti geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleriTopkapı Sarayı’ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu?” diye sorulduğunda Profesör Hutterroht’un:

“Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin’in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır” diye cevap verdiğini.

9)Osmanlı’nın edeple taçlaşmış iman anlayışının gereği olan Hazreti Peygamberi’nin(sav) şehrini bir valinin adının altına sokamayacağı saygı ve edebi ile oraya göndereceği idareciyi `Vali ” yerine “Medine Muhafızı ” diye isimlendirme hassasiyetini gösterdiğini

10)Kanuni Sultan Süleyman devrinde yıllarca İstanbul’da kalan ve yazmış olduğu eserini en büyük Hıristiyan hükümdarı II Filib’e takdim eden İspanyol yazar Cristobol de Villalon’un dönemin Osmanlı topçuluğu hakkında:
“Dünyada hiçbir devletinTürk topçusu ile mukayese edilebilecek topçusu yoktur. İstanbul’da eski model olduğu için kullanılmayıp süs diye surlara konan topları inceledim Bunlar bile İspanya ordusundaki toplardan çok daha kaliteli idi.

Tophane sırtlarında çaptan düşmüş diye yığılan 40 kadar topu hayretle seyrettim. Bunları alıp topçu kuvveti oluşturmak istemeyecek hiçbir Avrupa devleti bilmiyorum dediğini

11)Altı asır gibi uzun bir süre üç kıtada hükmünü yürüten ecdadımızın medeniyet mirasını inceleyip araştırmadan içte ve dıştaki bazı gafil ve hainlerin ona “emperyalist” yaftasını yapıştırarak mahkum etmeye çalışmalarına mukabil Macaristan İlimler Akademisi tarafından ortaya çıkartılıp yayınlanan bir belgede belirtildiğine göre Osmanlı Devleti’nin Macaristan’da hakim olduğu devirlerde Macar halkından yılda 7 milyon akçe 21 milyon vergi toplayıp buna karşılık aynı yıl Macaristan’a 21milyon akçe yatırım yaptığını

12)Bizans’ı kurtarmak üzere İstanbul’a çağrılan Haçlı ordularının Hristiyanlığın mukaddes kilisesi Ayasofyanın tepesinde ki altın haçı sökerek eritip sattıklarını…Yıllar sonra Osmanlı ordusunun İstanbul’un fethi sırasında bir yeniçerinin fetih hatırası olarak saklamak maksadıyla Ayasofya nın küçük bir çini parçasını koparmak istemesini Fatih Sultan Mehmed’in “tahribe teşebbüs”le suçlayıp cezalandırdığını

13)1967 Mısır-İsrail savaşında Mısır askerlerinin düşmanlarını beklerken İsrail ordusunun bir anda Süveyş’in öbür yakasını geçerek dünyayı şaşırtığını…Mose Dayan’ın bu muazzam başarıyı daha sonra bir basın toplantısında : “İsrail in bu başarılı stratejisi Yavuz Sultan Selim in yıllar önce Mısır’ı fethederken uyguladığı harp planının bir kopyasıdır” diye açıklayıp gafletimizi yüzümüze vurduğunu

14)Fransa Kralı III Napolyon’un Paris’te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde “Sen kendini Yavuz Sultan Selim’in elçisi mi zannediyorsun?” demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa’nın da büyük bir hazır cevaplıkla: “Öyle olsaydım siz Fransa’da imparator olarak bulunamazdınız” cevabını verdiğini

15)Batılı emperyalist güçlerin Ermenileri piyon olarak kullanıp kışkırtarak Anadolu’da karışıklıklar çıkardığı günlerde İngiliz Büyükelçisi’nin Sultan Abdülhamid’e gelip küstahça: “Daha ne kadar Ermeni öldüreceksiniz?” diye sorma cüretini göstermesi üzerine Ulu Hakan’ın keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek:”Filan gün filan saatte Karadeniz’in filan noktasına yaklaşıp karaya Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık malzeme çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde Türk başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz. ” cevabını verdiğini…Sultan Abdülhamid’in bu muazzam istihbarat gücü karşısında İngiliz elçisinin dehşete kapılarak aptallaştığını

16)Birinci Dünya Savaşı’ndan bir hafta önce 1914 yazında.1 Türk lirasının karşılığının 3.7 dolar ve 18.45 marka tekabül ettiğini

17)Veli lakaplı II. Bayezid’in padişahlığı. döneminde İstanbul’a Moskova kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birinin geldiğini . . .Bu adamın insanı istifra ettirecek kadar pis kokmasından dolayı yıkanması için hamama götürüldüğünde bu keferenin hayatında hiç hamam görmemiş olup yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adetine aşina olmadığı ve kimse ile görüştürülmeden pisliğinden dolayı İstanbul’dan kovulduğunu

18)1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi Kongresi’nin zabıtları arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir delegenin :”Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz? Osmanlı’nın devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepinizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır!Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. ( Osmanlı’yı yeniden kurmaya bağlıdır!” diyerek bir gerçeği itiraf ettiğini

19)16. yüzyılın kudretli padişahı Yavuz Sultan Selimin huzuruna girerek yer öpüp itimatnamesini sunan Venedik elçisi Antonio Jüstiniani’ne ülkesine döndüğünde Padişahın nasıl biri olduğu hakkında bilgi istediğinde elçinin şaşkınlık içinde: ‘Kılıcı öyle parlıyordu ki yüzünü göremedim” diye itirafta bulunduğunuElçinin bu itirafının daha sonraları Yavuz Selim tarafından öğrenilmesi üzerine Haşmetli HünkarımPaşalarım Osmanlının kılıcı parladığı sürece düşmanların başı daima önde olur. A m a Allah korusun bu kılıç kınına girer ve paslanmaya başlarsa o zaman bu kafalar yavaş yavaş dikilir ve birgün bize yukardan bakar dediğini

20)Osmanlı Devleti’nin 1521’de Belgrad’ı 1522’de Rodos’u fethetmeleri ve 1526’da da Mohaç’ta büyük bir zafer kazanmalarının ardından batı dünyasında büyük bir panik yaşandığını…Çeşitli kentlerde toplanan Alman Meclisleri’ nin (Reich stag)  Türklere karşı ordu toplayıp sefer düzenleyebilmek için “Türk Vergisi” adı altında yeni bir vergi konulmasını kararlaştırdıklarını biliyormusunuz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Site içeriklerinin izinsiz kopyalanması serbesttir.
iPortal Kodlayan: Özer Gül