Facebook Sayfamız

Arama Formu

Şapka İçin bombalanan Şehir Rize

Şapka İçin bombalanan Şehir Rize

“Günahımızdan batar bu Rize Kimse doğru rüya görmedi bize” “Rize’nin Yüzü” isimli kitap çalışmasını yaparken karşımıza çıkan bir belge bizi Güneysu’da yaşanan halk dilinde Şapka İsyanı olarak adlandırılan ve tarihin derinliklerinde saklanan olaylara getirdi. “Şapkaya isyan etti” safsatasıyla asılan Sabit Tarakçı’nın torunu Sabit Turan Tarakçı ve onun oğlu Kemal Sadık Tarakçı dedelerinin idamdan bir saat […]

23 Ağustos 2014 Cumartesi -
Facebook 0 Twitter 0

“Günahımızdan batar bu Rize
Kimse doğru rüya görmedi bize”

“Rize’nin Yüzü” isimli kitap çalışmasını yaparken karşımıza çıkan bir belge bizi Güneysu’da yaşanan halk dilinde Şapka İsyanı olarak adlandırılan ve tarihin derinliklerinde saklanan olaylara getirdi. “Şapkaya isyan etti” safsatasıyla asılan Sabit Tarakçı’nın torunu Sabit Turan Tarakçı ve onun oğlu Kemal Sadık Tarakçı dedelerinin idamdan bir saat önce kaleme aldığı destanı bize ulaştırdılar. İbretlik sözler içeren destan bir döneme ışık tutuyor.

Mert, gözü pek delikanlı

Sabit Tarakçı, 1902 yılında Rize’de doğdu. Tarakçıoğlu Memiş Efendi’nin tek oğludur. Mert ve gözü pek kişiliği, haksızlığa karşı boyun eğmeyen yapısı yüzünden bazı olaylara karışmış, birkaç kez mahpus yatmıştır. Daha çocuk sayılabilecek bir yaşta anne ve babası vefat etmiştir. İstiklal Savaşı’ndan başarıyla çıkılsa da, savaş sonrası bir otorite boşluğu oluşmuştu. Hükümet hâkimiyetini her tarafta sağlayamamış, bu durum Güneysu’da da baş göstermişti. Bazı hain kişiler silahlı çeteler oluşturmuş, milletten haraç yemek suretiyle kendilerini ağa ilan etmişlerdi. Mazlumlara, fakir fukaraya her türlü eziyeti reva görmüşlerdi.

Zalime boyun eğmeyen Güneysu’nun şahsiyetli delikanlıları bir araya gelmek suretiyle sekiz kişilik bir kuvvet oluşturdular. Sabit Tarakçı’nın da aralarında bulunduğu bu gençler ağaların bu zulmüne boyun eğmediler. Zor durumdaki insanların yardımına koştular, savaş sonrası dul kalan hanımların namusunu korudular.

Güneysu kaynamaya başladı

Ağalar bu gidişattan hiç memnun olmadılar. Silah gücüyle ortadan kaldıramadıklarını hükümet kuvvetiyle ortadan kaldırmaya karar verdiler. Güneysu’da yaşanan ve “Şapka İsyanı” diye adlandırılan olaylar bu ağaların imdadına yetişmişti. Güneysulular Ankara’da gerçekleşen tepeden inme dayatmaları kabul etmediler. Güneysu nahiyesi kaynamaya başladı. Olayları protesto etmek için şehir merkezine doğru yürüyüşe geçtiler. Protesto gösterileri on gün sürdü. Rize’ye gelen askeri birlikler Güneysu’ya sevk edilince bütün direnişçiler tutuklandı.  Sabit Tarakçı ve arkadaşları ağır hakaret ve işkenceye uğradılar. Seyyar İstiklal Mahkemesi tarafından Sabit Tarakçıoğlu, Şaban Koliva, Yakup Peçe, Hacı Hasan Efendi, Kadir Koliva, Muhammet Peçe, Hafız Mahmut Kamburoğlu ve Hasan Külünkoğlu için idam cezası verildi.

Güneysu, Güneysu olalı böyle zülüm görmedi

Bu sekiz kişiye İstiklal Mahkemesi tarafından söz hakkı verilmedi. Hiçbir yüz kızartıcı suçu olamayan, sadece dayatmaya karşı koyan ve düşüncesi uğrunda mücadele eden Güneysu’nun sekiz delikanlısı idamla cezalandırılırken, aynı olayda jandarmayı vuran, Ağreyimoğlu Mahmut, sırf ağaların adamı olduğundan ceza almadı. 10 Aralık 1925 tarihinde başlayıp 14 Aralık tarihinde neticelenen, seksen celse süren Rize’deki İstiklal Mahkemesi sonucu idam cezasına çarptırılan Sabit Tarakçı ve yedi arkadaşı yargılamanın sonuçlanmasından iki saat sonra Rize Dalyan Camii önünde infaz edilen idamlardan sonra aynı yerde deniz kenarında defnedildiler. İdamlardan üç buçuk ay sonra Sabit Tarakçı’nın naaşı ailesi tarafından gece yarıları gizlice bulunduğu yerden alınarak Güneysu’daki aile kabristanlığına taşınmıştır.

Kendi destanını yazdı

Yeniden defnedilen naaşın yeni defnedilmiş gibi durduğu rivayet edilir. Sabit Tarakçı; idam edildiğinde Niyazi ve Memiş adında iki erkek çocuk geride bırakmıştır. Beş ve yedi yaşlarında yetim kalan iki çocuğu büyüten Fatma Hanım, Güneysu’da saygın kişiliği ve asaletiyle bilinmekteydi. Sabit Tarakçı’nın idamından bir saat önce yazıp, ailesinde ulaştırdığı “destanı” ibret verici sözler içermektedir. Bazı kaynaklarda Sabit Tarakçı, Nakşi Şeyhi Şeyh Numan Sabit Efendi olarak anlatılmaktadır. Bu iki isim farklı farklı insanlara aittir.

Şapka İsyanı için ne dediler:

Bir sindirme politikası uyguluyordu

Sadık Albayrak: Resmi ideolojinin memurları, ne zaman ki başlarına “şapka” giydiler; asırlardır, bu serpuşu “gavur icadı” olarak görüp, onlara benzememek için gayret gösteren halk kesimi, “gavur memur istemeyiz” diyerek nümayişlerde bulunmuş, hükümet binalarını işgal edip, kendi öz yönetiminin tepeden inmeci çarpıklığına parmak basmak istemiştir. Artık mevcut iktidar, muhalif bir siyasal hareketin hayat sürmesine tahammül edemediğinden, “şapka” meselesini sebep ittihaz ederek top yekûn bir sindirme politikası uyguluyor ve tüm muhalifleri, vatana hıyanet suçu ile susturuyordu. (Meşihat Şeriat Tarikat Kavgası 3 Sadık Albayrak Mizan Yayınevi 1994 İstanbul sf. 241) 

Şapka bahane

Ali Topuz: Şapka isyanı konusunda genç yaşta bazı tartışmaları yaşadım. Gördüm ki şapka bahane edilmiş. Yaptığım incelemelerde gördüğüm kadarıyla orantısız ceza uygulamışlar. İdam cezalarının olmamasını düşünüyorum. Şapka isyanında Rize’de sekiz kişi asıldı. Evet bir inkılap yapılmış, otorite sağlanması lazım, ama bunun için idam cezasını kullanmak fevkalade yanlış olmuştur. Suç işlemişse ceza vermenin çeşitli yolları vardır, hürriyetleri tehdit edersin, ama canını almak olur mu? Hangi hakla alıyorsun canını? İstiklal Mahkemelerindeki idam cezaları, Yassıada’daki idam cezaları, insanlık adına savunulacak şeyler değildi. (Değişimi Yaşamak Ali Topuz Doğan Kitap 2011 İstanbul Sf. 31-32)

Sabit Tarakçı’nın Destanı

Bir destan yazayım, dertli meraklı
İşiten insanın oynasın aklı
Dünyamı geçirdim böyle meraklı
Kader böyle hakkın yazısı

Yirmi üç yaşına oldum ancaka
Dünyada çektim çok cevru cefa
Bu dünyadan kimse olmasın vefa
Kader böyle idi hakkın yazısı

Söylesem başıma gelen halları
Zannederim kalem yazmaz onları
Biraz, biraz anlatayım onları
Kader böyle idi hakkın yazısı

Küçükken kaldım ana babasız
Dünyada yaşar mı arı anasız
Dünyamı geçirdim böyle ikbalsız
Kader böyle idi hakkın yazısı

Annemin babamın idim nazlısı
Ben mi oldum bu dünyanın asisi
Daha geçmedi ömrün yarısı 
Kader böyle idi hakkın yazısı

Küçükken evlendirdiler beni bir defa
Anneme babama yok idi kafa
Bende küçük idim dinledim lafa
Kader böyle idi hakkın yazısı

Bir defa evlendim kaydı ayağım
Annemi babamı tutsun günahım
Onlardan hakkımı ben alacağım
Kader böyle idi hakkın yazısı

İkra ettim evi kaldım dışarı
Dışarda gezmenin olur mu karı
Gezdim gezdim bana geldi zararı
Kader böyle idi hakkın yazısı

Biraz biraz yolsuz işe bulundum
Bulunmadıysam da öyle bilindim
Bir kaç yerden kayde kaleme girdim
Kader böyle idi hakkın yazısı

Az çok öyle böyle olduk mahpusluk
Ettiğimiz işler hep akılsızlık
Bir parçada var idi bizde cahillik
Kader böyle idi hakkın yazısı

Tutunamadık biz mahpusa düştük
Hükümetin cezasına eriştik
Göz göre göre ateşe düştük
Kader böyle idi hakkın yazısı

Düştük mahpusa bir kaç ay yattık
Dünya işgalini arkaya attık
Mevla’m fırsat versin meydanı aldık
Kader böyle idi hakkın yazısı

Bir buçuk yıl üstüne evime geldim
Zannettim yeniden dünyaya geldim
Her yerden el çektim kendime geldim
Kader böyle idi hakkın yazısı

Bir dedim mali mülkü satayım
Birde dedim evimi donatayım
Bu kışında evde rahat yatayım
Kader böyle idi hakkın yazısı

Dünyamı ancak hesap ederdim
Biraz biraz daldırmış da gezerdim
Bazı kere canımdan da bezerdim
Kader böyle idi hakkın yazısı

Aldım keseri durdum yaprağa
Zerre kadar heveslik yok idi bağa
Zoruna duruyor idim ayağa
Kader böyle idi hakkın yazısı

Çalıştık çalıştık hep gitti yele
Dostlarımızı bizi verdiler ele
Şimdi destan olduk hep dilden dile
Kader böyle idi hakkın yazısı

Yirmi üç yaş için geldim cihana
Yandı ciğerim döndü puryana
Şapka meselesi oldu bahane
Kader böyle idi hakkın yazısı

Haktan yazılan yazı bozulmaz
Dünyada düşenin seveni olmaz
Bu yalan dünyadır kimseye kalmaz
Kader böyle idi hakkın yazısı

Bunlara vardır haklan hikmeti
Dünyaya çekerim derdi zahmeti
Ahirette versinler bana cenneti
Kader böyle idi hakkın yazısı

Kul ameli ile cennete gitmez
Dünyanın derdi ölmemiş bitmez
Mevla’m yarattığı kulu yitirmez
Kader böyle idi hakkın yazısı

Ahbaplar dünyadan tez kıldık sefer
Kovermedik size ne kin ne keder
Din yoluna gittik ne zarar eder
Kader böyle idi hakkın yazısı

Şapkayı biz asla giymeyiz dedik
Ya gazi ya şehit dedik yürüdük
Meğerse zaman biz aldatıldık
Kader böyle idi hakkın yazısı

Daha Sabit diye anılmaz adım
Bu ışıklı dünyaya hiç de durmadım
Dünyada narı firkete yandım
Kader böyle idi hakkın yazısı

Dediler bize Reis gelecek
Biz de dedik günü biten ölecek
Bu dünyaya kimler bakı kalacak
Kader böyle idi hakkın yazısı

Daha anılmaz bizim ismimiz
Dünyada bu kadar idi ömrümüz
Gözümüze gelmez hiç ölümümüz
Kader böyle idi hakkın yazısı

Yazılır mı bunlar bir kalem ile
Bizim dertlerimiz gelmezler dile
Hocamız dostlarımız hepisi bile
Kader böyle idi hakkın yazısı

Başımıza geldi çok felaketler
Bize haram oldu bu memleketler
Hakkın emri idi bu hareketler
Kader böyle idi hakkın yazısı

Müslüman Müslümana hain olur mu?
Dünyada bu kadar zülüm olur mu?
Daha bu dünya doğru durur mu ?
Kader böyle idi hakkın yazısı

Gittim işimi kendim konuştum
Meğer zalimlerin eline düştüm
O saat kanat getirip uçtum
Kader böyle idi hakkın yazısı

Mahkemeye başladılar Reisler
Birer birer bizleri dinlediler
Tarakçi Sabit gelsin dediler
Kader böyle idi hakkın yazısı

Tamam ki aldılar ifademizi
0 saat söldürdiler gülümüzi
Yağmur yağarken sevk etti bizi
Kader böyle idi hakkın yazısı

Dedim bu yolları daha çiğnemem
Bugünden sonra babama da inanmam
Dünyada yandaysam ahrette yanmam
Kader böyle idi hakkın yazısı

Mahpus kapısından içeri girdim
Dedim ölmeden mi mezara girdim
Böyle olacağını o zaman bildim
Kader böyle idi hakkın yazısı

Günahımızdan batar bu Rize
Kimse doğru rüya görmedi bize
Ne kusur bulayım gelen Reise
Kader böyle idi hakkın yazısı

İstiklal Mahkemesi geldi kuruldu
Birer birer millet öne sürüldü
Herkesin davası tamam görüldü
Kader böyle idi hakkın yazısı

Sekiz kişinin idamı geldi
Bizi asmağa karar verildi
Dostlar ağladı düşmanlar güldü
Kader böyle idi hakkın yazısı

Dinim için feda ettim canımı
Şehit oldum akıtmadan kanımı
Yok oldum da kaybetmedim şanımı
Kader böyle idi hakkın yazısı

Öğle geçimi mahkeme bitti
İkindi mahalli reisler gitti
Sabah üstü bizim günümüz bitti
Kader böyle idi hakkın yazısı

Söylediler bize sabah üzeri
İdam olanlar gelsinler beri
Değildir burası yiğitlik yeri
Kader böyle idi hakkın yazısı

Kamet gömlekleri baktım geliyor
İnsanın yüreği fena oluyor
Göz göre göre insan ölüyor
Kader böyle idi hakkın yazısı

Açan ellerimi geldi bağladı
Gökteki melekler bile ağladı
Süt kazanı gibi içim kaynadı
Kader böyle idi hakkın yazısı

Allah Allah deyip çıktım sehpaya
Elim gözüm bağlı ben musallaya 
Saniyelerimi ben saya saya
Kader böyle idi hakkın yazısı

Açan ki cellatlar geldi yanıma
Dedim etman kıyman benim canıma
Nasıl kıydınız nazlı canıma
Kader böyle idi hakkın yazısı

Dünya için sizlere dilemem minnet
On dakika daha çekerim zahmet
Bana müjde olmuştur cennet
Kader böyle idi hakkın yazısı

foto-1.20131103112509.jpg

Güneysulu Sabit Tarakçı ve yedi arkadaşı yargılamanın sonuçlanmasından iki saat sonra Rize Dalyan Camii önünde infaz edilen idamlardan sonra aynı yerde deniz kenarında defnedildiler.

foto-2.20131103112542.jpg

Cumhuriyet Gazetesi, 25 Kanun-u Evvel 1925 Çarşamba tarihli İstiklal Mahkemesi kararı ile idam edilen Rizeliler: Hoca Şayan, Yakup Çavuş, Hasan Ağa, Kadir Ağa, Peçelerden Mehmet, Kalyoncu Mahmut, Tarakçı Sabit, Peçeoğlu Arslan Çavuş’un fotoğrafını yayınlıyor ve “Rize’de sükûn tamamen ahvet etti” başlığını atıyordu.

foto-3.20131103112556.jpg

Şapka devriminin ardından Rize’de toplanan İstiklal Mahkemesi üyeleri. (Rize, 1925)

foto-4.jpg

Kâzım Karabekir ile birlikte Rize’ye gelen, yetim çocukların üzerinden geçtikleri köprünün yerinde günümüzde Türkiye Elektrik Kurumu Rize Müdürlüğü binası vardır. Sabit Tarakçı ve arkadaşları, idam edildikten sonra fotoğrafta okla gösterilen yere defnedilmişlerdi. (Rize, 1922)

foto-5.jpg

Destan Sabit Tarakçı tarafından idamından bir saat önce yazılıp, ailesine ulaştırılmıştır. Destan’ın orijinal metnine ulaşılamamıştır.  Rahmetlinin kendi el yazısıyla yazdığı destanın daha sonra daktilo edilmiş fakat aslına sadık kalınmış halini, torunu Sabit Turan Tarakçı ve onun oğlu Kemal Sadık Tarakçı’dan temin ettik

Fatih Sultan Kar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Site içeriklerinin izinsiz kopyalanması serbesttir.
iPortal Kodlayan: Özer Gül