Facebook Sayfamız

Arama Formu

Gizli Dünya Devleti yada 300’ler komitesi

Gizli Dünya Devleti yada 300’ler komitesi

2. Cihan harbinden sonra BM, Dünya Bankası ve IMF kuruldu. Kuvvet zoruyla Filistin’e bir “İsrail” yerleştirildi. Sözde insanlık huzur, barış ve saadete kavuşacaktı. Halbuki ne oldu? 1989’da komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasına kadar soğuk harp devam etti. Dünyada ekonomik bakımdan; fakir ülkeler daha fakir, zengin ülkeler daha zengin oldu. Gerek ülkeler arasında, gerekse ülkelerin içinde […]

11 Haziran 2015 Perşembe -
Facebook 0 Twitter 0

2. Cihan harbinden sonra BM, Dünya Bankası ve IMF kuruldu. Kuvvet zoruyla Filistin’e bir “İsrail” yerleştirildi. Sözde insanlık huzur, barış ve saadete kavuşacaktı. Halbuki ne oldu? 1989’da komünizmin iflası ve Sovyetlerin dağılmasına kadar soğuk harp devam etti. Dünyada ekonomik bakımdan; fakir ülkeler daha fakir, zengin ülkeler daha zengin oldu. Gerek ülkeler arasında, gerekse ülkelerin içinde gelir dağılımları gittikçe bozuldu. Açların, işsizlerin sayısı gittikçe arttı. Milyonlarca insan enflasyon ve pahalılıktan dolayı her geçen gün geçim sıkıntısı ile ızdırap çekti. Siyasi bakımdan Filistin, Keşmir, Kore, Vietnam başta olmak üzere sürekli harpler ve silahlı çatışmalar devam etti. İnsanlığın üzerine bir kabus gibi çöken bir devir esnasında Batılılar hep: “Biz insanlığa saadet getireceğiz ama ne yazık ki bir komünizm var, Sovyetler var, soğuk harp var, bundan dolayı hizmetimizi yapamıyoruz” dediler, dediler, durdular. Nihayet 1989’da komünizm iflas etti ve Sovyetler dağıldı. O günden bu güne kadar altı yıl geçti. Bu son dönemde bir yandan ekonomik alanda geri kalmış ülkelerin dış borçları ve bunun için ödedikleri faizler korkunç seviyelere ulaştı. Diğer yandan başta Müslüman körfez ülkeleri olmak üzere harpler dolayısıyla bir çok ülkenin ekonomileri büsbütün bozuldu. Siyasi alanda ise, yeryüzüne barış geleceğine tam tersine sıcak çatışmalar gittikçe arttı ve yeryüzünün her yanına yayıldı. İran-Irak savaşı çıkartıldı. Körfez savaşı körüklendi, Somali’de yerli halkı ezmek için Somali işgal edildi. Bosna, Çeçenistan ve Azerbaycan’da tarihin görmediği katliamlar yapıldı ve birçok Müslüman ülkeye haksız ambargolar konuldu. Adım adım bütün dünya sömürüldü ve köle haline getirildi. İtaat etmeye mecbur hale getirildi. Böylece “Yeni Dünya Düzeni” adı altında tek kutuplu bir tahakküm ve sömürü düzeni gerçekleştirilmeye çalışıldı. İşte olaylar bütün açıklığıyla gözler önünde cereyan ediyor. Ve insanlığa bir türlü barış, huzur ve saadet gelmiyor.!!! Bunun gerçek sebebini anlayabilmek için, yeryüzündeki olayların tesadüfen cereyan etmediğini idrak etmek gerekir. Yeryüzünde yaşayan bütün insanlık üzerinde kendi hakimiyetini kurmak, bütün insanları köle yapmak ve kendine tabi kılmak ve sömürmek isteyen bir gücün varlığını görmek gerekir. Bu gücün gayelerini, metotlarını, nasıl çalıştığını bütün dünyayı nasıl avucunun içine almak istediğini ve bunun için asırlardan beri gelişerek bugün artık nasıl organize güç haline geldiğini bilmek gerekir. Bu gücün asırlardan beri olayları kendi gayeleri doğrultusunda planlayan ve planları uygulayan bir güç olduğunu idrak etmek gerekir. Bunları görebilmek için de “Bugünkü Dünya Anatomisi” ni tanımak gerekir. Bundan kasıt şudur: Malum olduğu üzere, insanların hastalıklarını teşhis ve tedavi edebilmek için doktor olmak gerekir. Doktor olabilmek için de öğrenilmesi gereken ilimlerin başında ANATOMİ yani insanın vücut yapısı ilmi gelmektedir. İnsan vücudu dışardan bakıldığı zaman bir deri ile kaplanmıştır. Ancak bu deriyi kaldırıp altına baktığımız zaman, kemik, adale, damar, sinir sistemi başta olmak üzere vücudun içinde birçok organların çeşitli sistemlerin, çeşitli fonksiyonların cereyan ettiğini görürüz. Alttaki bu yapıyı bilmeden ne teşhis, ne de tedavi olur. Tıpkı bunun gibi, bugünkü dünya olaylarının doğru bir teşhisini ve buna dayanarak da doğru bir tedavisini yapabilmek için, aynı şekilde “Bugünkü Dünya Anatomisi” ni bilmekte çok büyük hatta kaçınılmaz bir zorunluluk vardır. Bugün yeryüzünde herhangi bir kimsenin bir yerden bir yere gidebilmesi için alacağı uçak bileti IATA’nın kontrolundadır. Ve bilet ücretinin takriben % 9’unu IATA’ya vermesi gerekmektedir. Yoksa bir yerden bir yere gidilemez. Uçağın herhangi bir havaalanına inmesi dahi mümkün olamaz. IATA ise her ne kadar zahiren uluslar arası bir kuruluş gibi görünse de genellikle bütün kuruluşlarda olduğu gibi, dünyayı kontrol eden GDD (Gizli Dünya Devleti)’nin kontrolündedir ve bu (IATA payı) sonunda GDD’ye gider. Ve yine bugün bir kimse dünyanın bir yerinden diğer bir yerine para göndermek isterse bu paranın oraya gidebilmesi için önce ABD’de Amerikan Express Bank ve Chase Manhattan Bank veya herhangi bir benzer banka üzerinden gitmesi mecburiyeti vardır. Bu bankalar ise GDD bankalarıdır. Her gönderilen paranın % 1-5’i arasında komisyon alınır. Bu komisyon da sonuda GDD’ye gider. Böylece GDD’ye böyle bir pay ödenmeden bugün dünyanın bir yerinden diğer bir yerine para göndermek bile mümkün değildir. Bir geminin denizden sefere çıkabilmesi için, önce seyrusefere salih olduğunu belgeleyebilmesi lazımdır. Bunun içinde LYOD’dan belge almak mecburiyetindedir. Halbuki LYOD’da GDD’nin kontrolu altında bir kuruluştur. Devletler borç para almak istedikleri zaman Dünya Bankası ve IMF’ye başvurmak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Bunlar ise GDD’nin elindeki büyük paraların devlet garantisi altında faizle geliştirilmesi için GDD tarafından kurulmuş, dünya ekonomisini kontrol eden kuruluşlardır. Dünyadaki bütün büyük krediler ve müesseseler ve ülkelerin kredi alabilme kabiliyetlerini test eden not veren kuruluşlar da GDD’nin kontrolu altındadır. Bu olayları böyle bir bir hatta saatlerce saymak mümkündür. Spordan tiyatroya, sanattan üniversitelere, sanayiden ticarete, hukuktan istihbarat teşkilatlarına kadar pek çok şey, GDD’nin kontrolu altındadır. İşte dünya olaylarını kavrayabilmek için önce “Bugünkü Dünya Anatomisini” ni bilmek, bunun için her şeyin önünde gelmektedir. Bununla birlikte ayrıca dünya bugünkü hale başlangıçtan beri asırlar boyunca hangi değişiklerle nasıl geldi, neden geldi, bütün bunların açık bir şekilde bilinmesinde zaruret vardır. Bunun için meseleye temelinden bir bakış yapmak her şeyden daha mühimdir. HAK

HAK NE DEMEKTİR? BATIL NE DEMEKTİR?

Bir insanın yağmur yağarken yağmur şemsiyesini alıp ta dışarı çıkması doğru bir harekettir. Ama yağmur yağmadığı halde yağmur şemsiyesini açarak dışarı çıkması ise yanlış bir harekettir. Dolayısıyla, Türkçe’mizde kullanılan Doğru ve Yanlış kelimeleri şarta bağlı olarak isabetli olan şey veya olmayan şey manasındadır. Halbuki iki kere iki dört eder. Yağmur yağsa da dört eder, güneş açsa da dört eder, bir hafta öncede dört eder, bin yıl önce de dört eder. İşte şarta bağlı olmaksızın mutlak olarak her şart altında doğru olan şeye HAK denir. Bunun tersine olarak bir insan iki kere iki üç dese yağmur yağsa da yanlıştır, güneş açsa da yanlıştır, bir hafta öncede yanlıştır, bin sene öncede yanlıştır. Her şart altında yanlış olan şeye ise BATIL denir. Şimdi bu temel esaslar altında her şart altında doğru olan gerçeklere büyük bir dikkatle bakalım:

BU KAİNAT NİÇİN YARATILDI?

Başımızı gökyüzüne çevirip baktığımız zaman ne görüyoruz? Sonsuz bir kainat sonsuz bir güzellik, sonsuz bir nizam, o kadar büyük bir kainat ki, içerisinde bir yıldızın ışığı diğer yıldıza 100 milyon senede bile gidemiyor. Işığın saniyede 300 bin km. yol kat ettiğini düşünecek olursak bu ne büyük azamettir Ya Rabbi! Cenab-ı Hak insanlara bir esere bakarak bu eserin sahibi hakkında fikir edinebilme kabiliyetini vermiştir. Bir resme baktığımız zaman bu resmi yapan kimsenin çocuk mu?, olgun bir insan mı? sinirli mi? huzurlu mu? Olduğunu anlamak mümkündür. İşte bunun gibi bu kainata baktığımız zaman en ufak bir yerinde bir aksaklık bulunmayan, bir uyumsuzluk olmayan, şurada da müteahhidin parası yetişmemiş burayı da idare edivermiş sende oraya bakma kardeşim, denmesine ihtiyaç duyulacak en ufak bir kusur bulunmayan bu kainatın yaratıcısı da elbette her türlü kusurdan münezzeh sonsuz Kemal sahibi olan Rabbimiz’dir. Dolayısıyla etrafımıza bakındığımız zaman yaratıcımız olan Rabbimizin Kemal sıfatıyla muttasıf olduğunu idrak etmememiz mümkün değildir. Rabbimiz her türlü eksikten, noksandan münezzehtir. Sonsuz Kemal sahibidir. Bir hadisi kutside Cenab-ı Hak bildirmiştir ki: “ Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murad ettim. Beni bilsinler diye mahlukatı yarattım.” Bir yerde çok kıymetli bir hazine olsa, ama onu kimse bilmese; diğer yerde ise bir hazine olsa kendisini bilecek bir kainatı yaratsa ve bilinse elbette ikinci hal birinciye nazaran daha büyük bir KEMAL ifade eder. Rabbimiz ise sonsuz kemal sahibir. Hadis-i Kutside de bildirildiği gibi; işte bu yüzden bu kainat yaratılmıştır. Eğer bu kainat yaratılmasaydı Rabbimizin Kemal sıfatında noksanlık olurdu. Yaratılan bu kainatta cemadat var; canlı nebatlar, hayvanlar ve insanlar var. İnsan yaratılanın en mükemmeli, en şereflisidir. (Eşref-i Mahlukat)tır.

İNSAN NİÇİN YARATILDI?

İnsanın bütün diğer yaratılanlardan, nebatlardan ve hayvanlardan üstün olmasının temelinde Cenab-ı Hakkın ona verdiği dört önemli meziyet bulunmaktadır. Bunlar, insana verilen; •1. Doğru ile Yanlışı (Bu meziyetten ilimler doğmuştur.) •2. Güzel ile Çirkini-İyi ile Kötüyü (Bu meziyetten dinler doğmuştur.) •3. Faydalı ile Zararlıyı (Bu meziyetten Ekonomi doğmuştur.) •4. Adalet ile Zulmü (Bu meziyetten Adalet ve Hukuk doğmuştur.) •ayırabilme meziyetleridir. Diğer mahlukatta bu kıymetli meziyetler yoktur. Bunun için bir insan bu meziyetleri ne derece süratle ve isabetle kullanabilirse o insana o derece akıllı diyoruz. Bir insan bu 4 temel meziyete ve akıla sahip olunca o insanda iman olur. İnsanı yücelten işte bunlardır: akıl, iman ve 4 temel meziyet. Eğer insan gibi mükemmel bir mahluk yaratılmasaydı bu Rabbimizin sonsuz Kemal sıfatına uygun düşmezdi. Çünkü bu güzellikler yaratılmış ama bunu gören, sezen yok. Bu bir eksiklik olurdu. Ondan dolayı, insanın yaratılması Yüce Rabbimizin sonsuz Kemal sıfatının bir gereğidir.

İNSAN BU DÜNYADA NEDEN İMTİHAN EDİLİYOR?

Rabbimizin Kemal sıfatıyla birlikte bir de Adil sıfatı var. İşte bundan dolayı; yani mahlukatın bir çeşidi olan insanoğlu diğer mahluklardan farklı olarak bu kıymetli meziyetler emanet edilip verilince Adalet gereği insanoğlunun imtihan edilmesi gerekmiştir. Nitekim bir insanın çok kıymetli ve paha biçilmez bir pırlantası olsa bunu uzak bir yerdeki bir kimseye göndermesi gerekse “Ahmet! Kilerde bir taş var al bunu falanca yerde filanca kimseye götür ver” diyemez. Taş paha biçilmez değerde olduğu için, uzun uzun düşünür, araştırır, en uygun kimseyi bulur. Ona uzun uzun tenbihatta bulunur.”Bu taş çok kıymetlidir, paha biçilmez kıymettedir. Bunu gözünden ayırmayacaksın, yatarken karşına koyacaksın, üstündeki ipek örtüyü açmayacaksın…vs.” eğer Ahmet bu tenbihatlara dikkat eder, emaneti gönderilmesi icab eden yere sağlam olarak ulaştırırsa ona aferin denir ve bir mükafat verilir. Yok eğer bütün tenbihata rağmen taşı kaybeder veya çaldırırsa o zaman da Ahmet’e çok büyük bir ceza verilmesi zaruri olur. Çünkü adalet böyle gerektirir. İşte onun için bu kıymetli meziyetlerin kendisine verilmesi dolayısıyla insanoğlu “Rabbimiz Adil olduğundan“ imtihan edilmek mecburiyetindedir. Biz dünya hayatına, bu imtihan için geliyoruz. İmtihan oluyor ve gidiyoruz. Cenab-ı Hak bu imtihanda hepimize yüz aklığı ve muvaffakiyet versin İnşallah. Amin.

İNSAN BU DÜNYADA NASIL İMTİHAN OLUYOR?

Cenab-ı hak insanoğlunun dünyada, ona verdiği kıymetli meziyetlerden dolayı nasıl imtihan ediyor? “Kim 2m.den daha yüksek atlarsa onu cennetime koyarım” veya “ Kim 100 m.yi 15sn. den daha çabuk koşarsa onu cennetime koyarım.” diye mi imtihan ediyor? Haşa! Böyle bir imtihan çocukca bir imtihan olurdu. Eğer imtihan böyle yapılsaydı, hatta hayvanların pek çoğu insanlardan daha başarılı olur cennete girmeye hak kazanırdı. Peki bu imtihan nasıl oluyor? Bu imtihan; Bir insan iyi midir? Kötü müdür? esasına göre yapılmaktadır. Yani bu imtihan en ulvi, en kıymetli, en yüksek bir gaye bakımından yapılmaktadır. İyi insan olmak nasıl mümkündür? Bir Hadis-i Şerifte “Hayrun nas men yenfeun nas” buyurulmaktadır. Yani “insanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır. İyilik kendi kendine olmaz. Başkasına faydası dokunmakla olur. En büyük fayda, en büyük iyilik herkesin, bütün insanların iyiliğini ve isteme ve bu yolda elinden gelen gayretle çalışmaktır. Bundan dolayı, İslam dininin özü: ”Halıkı Tazim, Bütün mahlukata, Allah’ın kulları olduğu için, şefkattir”. Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü!” İslam dininin temeli “iyilik”tir. Sadece insanlara değil, bütün mahlukata şefkat, bu arada çevreye, bütün nebatlara, hayvanlara şefkat İslam dininin temelini oluşturur. Bunun için Kur’an-ı Azimüş-şan “Bismillahirrahirrahmanirrahim” ile başlıyor. Yani Cenab-ı Hakkın Rahman ve Rahim ismi şerifleriyle başlıyor. Rahman demek: herkese, bütün mahlukata şefkati olan, rahmeti olan, esirgeyen, bağışlayan demektir. Cenab-ı Hakkın sonsuz ismi şerifi vardır. Kur’an-ı Azimüş-şanda bunlardan 99 tanesi zikredilmiştir. Bunlara “Esma’ül Hüsna” denir. Bu mübarek isimlerin içerisinden başka sıfatların zikredilmeyip de Kur’an-ı Azimüş-şan’a başlarken Rahman ve Rahim isimleriyle, sıfatlarıyla başlaması, İslam dininin temelinin iyilik olduğunu, şefkat olduğunu, merhamet ve rahmet olduğunu göstermektedir. Esasen İslam kelimesinin manası ise “silm” kökünden gelmektedir. Yani (iyilik, barış, kardeşlik, selamet, huzur) demektir. Ve yine (Hz. Muhammed S.A.V.) “Rahmeten Lilalemin” olarak gönderilmiştir. Yani sadece insanlar, nebatlar ve hayvanlar için değil bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bütün bu temel esaslar İslam dininin temelinin iyilik olduğunu ve yeryüzündeki bütün insanların saadeti için gönderilmiş olduğunu açıkça göstermektedir.

İNSANLARIN İYİLİĞİ VE SAADETİ NASIL GERÇEKLEŞİR?

Peki “insanların iyiliği ve saadeti nasıl gerçekleşir?” ki o yolda bütün gücümüzle çalışalım. İnsanlığın saadete erebilmesi için yeryüzünde; Yanlışın değil doğrunun, Çirkinin değil güzelin, Kötülüğün değil iyiliğin, Zararlının değil faydalının, Zulmün değil adaletin, hakim olması gerekir. Cenab-ı Hakk insanlara bunları ayırt edebilme kabiliyetini verdiğine göre insanlar, iyi insan olabilmek için yeryüzünde yanlışın değil, doğrunun, kötülüğün değil iyiliğin, zararlının değil faydalının, çirkinin değil güzelin, zulmün değil adaletin hakim olması için bütün güçleriyle çalışmakla sorumludurlar. Peki Hak olan, doğru olan, iyi ve güzel olan, faydalı olan, adil olan nedir? Cenab-ı Hakk insanlara verdiği yukarıda zikredilen 4 meziyet ile insanlar her ne kadar doğruyu, iyiliği, güzeli, faydalıyı, ve adil olanı ayırt edebilirlerse de bunların ideal şekillerini bütün insanlığa saadet getirecek olan Hak ve adalet ölçülerini, akıllarıyla ortaya koyamazlar. Onun için Cenab-ı Hakk insanları Adil sıfatından dolayı imtihan ederek kendisinin Rahman ve Rahim sıfatlarından dolayı da insanları bu imtihanda muvaffak olabilmeleri için saadet yolunu da ayrıca göstermiştir. İşte peygamberler vasıtasıyla da din yani İslam bunun için gönderilmiştir.

DEĞİŞTİRİLMİŞ TEVRAT’TA ALLAH İNANCI

“Tanrıya inanmak Yahudiliğin temel başlangıç noktası değildir. Resul Jeremiah bile İsrail’in başkaldırısını, Tanrının ağzından şöyle anlatır: Beni terk ettiler ve kanunlarımı uygulamadılar.’Eski hahamların bu sözü yorumlama şekli ise: İnançlarından vazgeçsinler ama kanunları uygulasınlar”. (Salom Gazetesi, 8 Man 1989) Yahudi dini, tamamen gelenekler üzerine kurulmuştur: Bir Yahudi için dîn, Allah’ın hoşnutluğu ve yakınlığından çok, üstün ırk inancını ve koyu gelenekleri ifade eder. Bütün Yahudi ibadetleri, sembolleri, Yahudi ırkının üstünlüğü ve Yahudi geleneklerinin korunması mantığına bağlıdır, ibadetlerde yüceltilen Allah değil, Yahudilerin kendileridir. Dolayısıyla Yahudilik, gerçekte, kitabı hahamlar tarafından yazılmış bir İdeolojidir, ideolojisini kibire dayandıran bîr yapının ise, Allah’la bağlantı içinde olması mümkün değildir. Türkiye Yahudilerinin yayın organı Şalom Gazetesi konu hakkında şöyle diyor: “Tanrıya inanmak Yahudiliğin temel başlangıç noktası değildir. Resul Jeremiah bile İsrail’in başkaldırısını, Tanrının ağzından, şöyle anlatır: “Beni terk ettiler ve kanunlarımı uygulamadılar.” Eski hahamların bu sözü yorumlama şekli ise: “İnançlarından vazgeçsinler ama kanunları uygulasınlar” olmuştur.” (Şalom Gazetesi, 8 Mart 1989) “İnançlarından vazgeçsinler ama kanunları uygulasınlar”, bu ifade Yahudi hahamların Allah’a ne derecede inandıklarını göstermektedir. Hahamların gözünde sapık Yahudi adetleri Allah inancından daha önemlidir. Bu yüzden Yahudilerin çoğu, gerçeği görseler dahi asla dinlerinden vazgeçmezler. Yahudilerin bu tutucu tavrı KUR’AN-I Azimüş-Şan’da şöyle anlatılır: “Kimi Yahudiler, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar, dillerini eğip bükerek ve dine bir hınç besleyerek: Dinledik ve karşı geldik, derler….. Onlar az bir bölümü dışında inanmazlar. ” (Nisa Suresi 46) “Onlardan bir bölümü Allah’ın sözünü işitiyor, akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı.” (Bakara Suresi 75) Allah’ın sözlerini bile bile değiştiren, dini öğrenip anladıktan sonra dinledik ve karşı geldik diyen bir yapının, Allah’a inanıyor olması da mümkün değildir. Yahudilik, Allah İnancı üzerine kurulmadığı gibi, tam tersine, Yahudileri ilahlaştırmıştır: “Ben dedim: Siz İlahlarsınız ve hepiniz yüce olanın oğullarısınız… Kalk ey Allah! Yeryüzüne hükmet!” (Mezmurlar Bölümü, 82/6-8) Yahudilerin üstün ırk öğretileri, Allah’ı dahi kendileri karşısında boyun eğebilecek bir varlık olarak düşünmelerine neden olmuştur : “Ve dedi; Artık sana Yakub değil, İsrail denilecek; çünkü Allah ile uğraşıp yendin.” (Tekvin Boluma, 32/28) İnsanlara yenilen bir varlık, tabii ki Allah olamaz; Bu Yahudi hahamların kendi ateizmlerini Tevrat’a sokmak İçin uydurdukları bir kıssadır. Yahudiler kendilerini İlahlaştırırken, Allah’a insani vasıflar vermişlerdir. “Ve günün serinliğinde bahçede gezmekte olan, Rab Allah’ın sesini işittiler.” (Tekvin, 3/8) “O zaman Rab, uyanan adam gibi, şaraptan bağıran yiğit gibi uyandı.” (Mezmurlar Bölümü 78/65) “Ve Rab, yeryüzünde adama yaptığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu.” (Tekvin Bölümü, 6/6) Bu Tevrat ayetlerinde görünen gerçek, Yahudilerin kendilerini hem milletlerden, hatta Allah’tan bile üstün gördükleridir. Yahudilere insanüstü vasıflar veren hahamlar, Allah’a insani acizlikler atfetmişlerdir. Sonuçta “İsrail” kelimesini, Allah ile uğraşıp yenen manasına getirmişlerdir. Bu da Yahudilerin yaşadıkları dinin, Allah inancına değil, yalnızca Yahudilerin üstünlüğü melankolisine ve koyu geleneklere dayandığını göstermektedir. Yahudi dininin ilginç bir özelliği de ahiret inancına yer vermeyişidir. 900 sayfalık Tevrat’ın hiç bir yerinde cennet veya cehennemden bahsedilemez. Tamamen dünya hayatına yönelik olan Tevrat’ın bu hale gelmesi de, kuşkusuz Hahamların eseridir. Kuran’ın üçte birine yakın bölümünde ahiret hayatının anlatılması, gerçek dinde bu konunun ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Şüphesiz, aslında orijinal Tevrat da bu konuyu ayrıntılarıyla anlatmış olmalıdır. Fakat, ahiret ve dolayısıyla öldükten sonra hesap verileceği gerçeği hahamların pek hoşuna gitmemiştir. Bu da, bu bölümleri Tevrat’tan çıkarmalarına neden olmuştur. Yahudilerin Tevrat’tan ahiret inancını çıkarmaları, dünya hayatına olan bağlılıklarından kaynaklanmaktadır. Kur’ an da bu konu şöyle anlatılıyor: “Andolsun, sen onları (Yahudileri) insanlardan (hatta) müşrik olanlardan ziyade hayata düşkün bulacaksın. Onlardan her biri arzu eder ki (Kendisine) bin yıl ömür verilsin. Halbuki onun çok yaşatılması kendisini azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah, onlar ne işlerlerse, hakkıyla görücüdür. “(Bakara suresi , Ayet; 96)

 

DEĞİŞTİRİLMİŞ TEVRAT’TA GAYRİ AHLÂKİ GÖRÜŞLER

Hahamlar Tevrat’a, kendi sapkın görüşlerine uygun olarak, ahlâkı bozacak emir ve konulan katmayı da ihmal etmemişlerdir. Bu sapık ayetler, Tevrat’ın orijinal metinlerinden farklı olduğuna da delil oluşturmaktadırlar. Aile içi cinsel ilişkiye varan bütün sapıklıklar Tevrat’la övgüyle anlatılır. Hahamların Tevrat’a ekledikleri Lut Peygamber ve kızları hakkındaki çirkin iftira, sapık Yahudi adetlerinden olan ensest’i (aile içi cinsel ilişkiyi) meşru göstermek için uydurulmuştur: Bunun yanı sıra, Tevrat metinlerinde pek çok müstehcen ifade vardır. Bir ilahi kitapta bulunması mümkün olmayan ifadeler bozulmuş Tevrat’ta mevcuttur. Tevrat’ta cinsel sapıklığın övülmesi ve teşvik edilmesi, Yahudilerin her türlü sapıklığı rahatça, dini bir İbadet olarak yapmalarını sağlamaktadır. (iktibaslar, Tevrat ve Cinsel Sapıklık, S.26Z)

TEVRAT’TAKİ TAHRİFLER NASIL YAPILMIŞTIR?

Hiç şüphesiz bu tahrifler bir kısım kimselerin; NEFSİNE ESİR olmaları ve Şeytana uymaları dolayısıyla, kendi arzularına uygun şekilde ilahi bir kitabı tahrif etmeleri sureliyle meydana gelmiştir. Kendi nefislerine esir oldukları ve ahlaken zafiyet içinde bulundukları için, ahlaksızlıkları rahatça yapabilmek maksadıyla onlara haşa peygamberler de yapmışlardır gibi, göstermek suretiyle aynı ahlaksızlıklarını devam ettirmek istemişlerdir. Diğer yandan beni İsrail Tevrat’tan önce kendi ananelerini, Örflerini KABBALA adlı bir kitapta toplamışlardı ve bu KABBALA’ya sıkı sıkıya bağlı idiler. Tamamen üstün ırk saplantısına dayanak hazırlanmış olan KABBALA’daki görüşlerini TEVRAT gönderildikten sonra da muhafaza ettiler, kendileri TEVRAT’a uyacaklarına, TEVRAT’ı eski ananelerine uydurmak yoluna saptılar. Böylece çeşitli hahamların, çeşitli zamanlarda yaptıkları değişikliklerle TEVRAT’ın içerisinde yukarıda sözü edilen çelişkiler Allah inancıyla bağdaşmayacak bir çok yanlış cümleler ve üstün ırk fikirleri TEVRAT’ı doldurduğu gibi, diğer yandan da ahlaken kabul edilmesi mümkün olmayan bir çok hususlar da TEVRAT içerisinde yer almış bulunmaktadır. Bu değişikliklerin Hahamlar tarafından nasıl yapıldığı hakkında bir fikir elde edebilmek için önce Ben-i İsrail içerisinde Hahamların nasıl bir mevkiye sahip olduklarına bir bakış yapmakta, sonradan da Ben-İ İsrail’in TEVRAT’tan önce sımsıkıya bağlı olduğu KABBALA hakkında kısacıkta olsa bir fikir sahibi olmakta yarar vardır.

HAHAMLAR

Tevrat’ın büyük kısmını yazanlar, Yahudilerin üzerinde tarih boyunca kontrollerini sürdürmüş olan, hahamlardır. Yahudilerin sapkın görüş ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan hahamlar, orijinal Tevrat’ın getirdiği gerçek dini kabullenmemiş, kendi inançları doğrultusunda Tevrat’ı da değiştirmişlerdir. Meşhur Mason Hayrullah Örs, Tevrat’ı kimin yazdığı konusunda şunları söylemektedir: “Kahinler yazısı denen kısımlarda, Yahudi şeriatı artık son ve kesin şeklini alır. Bunların bir hahamlar topluluğunun eseri olduğu anlaşılmaktadır. Bu topluluğunda bütün Musa kitaplarını (Tevrat’ı) yeniden elden geçirmiş oldukları bellidir. Ama kendi koydukları kuralları, hep Musa’nınmış gibi göstermişlerdir.” (Musa ve Yahudilik, Hayrullah Örs, sh.36, 37) Hahamlar, Tevrat’ı kendi İnançları doğrultusunda bozarken, kendi statülerini de korumayı unutmamışlardır. Tevrat’ta hahamlara kayıtsız şartsız itaat edilmesine dair pek çok ayet vardır. Tevrat’ın çoğu yerinde kahin olarak geçen hahamlar şu şekilde anlatılmaktadır: “Levi oğulları, kahinler yaklaşacaklar, Rabbin onlan seçti ve her dava da, her doğuş de onların sözlerine göre Olacaktır.” (Tesniye Bölümü, 22/5) “Ve her kim, Allah’ın Rabbe hizmet etmek üzere orada duran kahini veya hakimi dinlemeyerek küstahlıkla davranırsa, o adam Ölecektir.” (Tesniye Bölümü. 17/2) Bu şekilde Tevrat’ı kendi inanç ve çıkarları doğrultusunda değiştiren hahamlar, tarih boyunca Yahudi toplumunu İdare etmişlerdir. Bugün hâlâ İsrail Devleti’nde her iş hahamların sözüne göre yapılmaktadır. Hahamların Tevrat üzerinde yaptıkları ekleme ve değiştirmeler, tek orijinal ilahî kitap olan Kuran’da şu şekilde anlatılıyor: “Artık (Ey mü’minler!) onların (Yahudilerin) size inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan (hahamlık eden) bir zümre vardır ki Allah’ın kelâmını (Tevrat’ı) dinlerlerdi de akılları aldıktan sonra onlar bunu bile bile tahrif (ve tağyir) ederlerdi (bozup değiştirirlerdi).” (Bakara Suresi, Ayet: 75) “Artık vay hâllerine, Kîtab’ı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için: Bu Allah katındandır, diyenlere. Artık yazıklar olsun elleriyle yazdıklarından dolayı onlara, yazıklar olsun kazandıklarına.” (Bakara Suresi, 79) Dolayısıyla Yahudilik, hahamların tutucu ve ırkçı düşünceleriyle meydana gelmiş bir ideolojidir. Fanatik hahamlar, eski dinlerdeki sapık inançları Tevrat’a ustaca yerleştirip, bu ideolojiye din süsü vermişlerdir.

KABBALA

“Modern Masonluk kabbalist esasları muhafaza etmiştir. Bundan başka mason sistemleri, tamamıyla kabbalist fikirlere ve ilme dayandırılır.” (Çırak Kardeşlik Kolu, no.3, sh. 13-14) Kabbala, Tevrat inmeden çok daha önceleri Yahudi ruhban sınıfının geliştirdiği bir öğretidir. Kabbala büyü ve Şeytani güçlerle bağlantı sanatıdır. “Negatif güçlerin öğretisi” olarak tanımlanan Kabbalizm temelde Seylan’ın dininin tüm Özelliklerini içerir. Masonluk tamamen kabbalist öğretiye dayalıdır: “Gelenek” veya “Ağızdan kulağa” anlamına gelen Kabbala “sır” esasına dayalıdır. Bu sırların tamamı, Jerusalem Lodge (Kudüs Locası)’nın üç Kabbalisti tarafından ezberde tutulur. Kabbalistlerden biri öldüğünde İsrail’in 70’ler Meclisi’nden (Sanhedrin) seçilen bir aday aynı bilgileri devralır. “Kabbala kitaplarının metinleri sembollerle doludur. Her devirde, bunların manasını bilen Üç Yahudi bulunur. Bunlardan Ölenin yerine, bir alt kademeden (Sanhedrin, 707er Meclisi) en iyisi seçilir, diğer ikisi tarafından sırlara vakıf edilir.” (Türk Mason Dergisi, s.21, sh.1095) “Sanhedrin üyelerinin tümü büyü bilmek zorundadır.” (Das Reich Satara, Kari R.H. Frick, sh.85) Faal, Kara büyü ve Şeytanlarla ilişki kurma ile ilgili bilgileri kapsayan Kabbala, Masonik öğretinin temelini oluşturur. Bu nedenle Kabbala’nın teorik ve pratik uygulamaları ile ilgili bilgiler 33 kademeye ayrılmıştır. Kabbala’nın vermeye çalıştığı eğitimin özü ise metafizik güçlerle irtibat kurarak Evrenin Ulu Miman, yani Seylan’ın sırrının tüm manalarını içeren bilgiye ulaşmaktır. “Kabbala büyücülüğün anlamım kavrar, Kabbala sayesinde kara büyü dünya çapında itibar görmüştür.” (Das Reich Satans. Kart R.H. Frick. sh.J01) “Kabbala, bilinçaltının kapılarını açan ve ruhu saran manevi değerlerin dışarı çıkmasını sağlayan anahtardır. Masonluk onu insanın yaşamı anlaması için gerekli görür.” (New Age Mason Dergisi, sayı 77, sh.31) “Pratikte Kabbala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.” (Kabbalah, Tradition of Hidden Knowledge, Z’ev Ben Shimon Halevi, sh.12) Kabbalist eğitimle yetiştirilecek adaylar, Mason Üstad-ı Azamlar tarafından dikkatle seçilir ve aday, ancak bir kademenin bilgilerini tam anlamıyla hazmedince diğer bir kademeye geçebilir. Bu taktiğe Masonik dilde “Uykulu gözlere ışığın yavaş yavaş verilmesi” denir.

TALMUD

Yahudi hahamlar, Tevrat’ı bozup değiştirmekle yetinmemişlerdir. Tevrat’ta bulunan bütün hükümler hahamlarca biraraya getirilmiş, detaylandırılmış ve çeşitli eklemelerle açıklanmıştır. Talmud, bu Tevrat yorumunun, ya da başka bir deyişle tefsirinin ismidir. Tevrat üzerinde yapılan bu yorum ve açıklamalar, asırlarca nesilden nesile aktarılmıştır. Milattan sonra 2.yy.’da bu yorum ve açıklamaları Yahudi Haham Nasi Yuda, yazılı hale getirerek Talmud’u oluşturmuştur. Bu Talmud iki kısımdan oluşur. Asıl kısmı oluşturan Mişna ile, yorum kısmını oluşturan Gamera. Talmud, Yahudi dininde büyük önem taşımaktadır. Okullarda Tevrat ile birlikte okutulan Talmud, bir yasa niteliğindedir. Yahudilerin kabul ettiği şu prensipten, Talmud’a ne kadar önem verdikleri belli olmaktadır: “Her Yahudi’nin öğrenimini üç kısma ayırması ve üçte birini Tevrat’ın eğitimine, diğerini Mişna’nın eğitimine ve diğerini de Gemara’nın eğitimine ayırması gerekir.” (ibrani Edebiyatı, s.14) Hahamlar, Tevrat’taki dünya hakimiyeti ile ilgili hükümleri Talmud’da genişletmişlerdir. Bütün özlem ve isteklerini hu kitaba sokan hahamlar, Mesih inancını da Talmud’da detaylı olarak anlatmışlardır. Bunun yanı sıra, Yahudi ırkının üstünlüğü inancı, Talmud’da çok ayrıntılı olarak işlenmiştir. Yahudilerin üstünlüğü ahiret için de geçerlidir. Talmud’a göre cehennem ateşi Ben-i İsrail günahkârları ve hahamların talebeleri üzerinde etkili olmayacaktır. Talmud, Yahudilerin dünyanın sahibi olduğunu ilan eder. Talmud’a göre, Yahudi olmayan birisinin malı, onu ilk bulan Yahudi’nindir. Yahudiler bütün ırklardan üstündür. Diğer milletlerin tohumu hayvan tohumudur.

 

SİYONİSTLERİN İDEALLERİ 1. KUTSAL (VAADEDİLMİŞ) TOPRAKLAR VE DÜNYA KRALLIĞI

“O zaman Rab bütün milletleri önünden kovacak ve sizden büyük kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan’dan ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah’ınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır”. (Tevrat, Tesnive Bölümü, 12/25) Hahamlar Tevrat’a sapık üstün ırk inançlarını eklerken, bu ırkın yaşayacağı toprakların sınırlarını çizmeyi de unutmamışlardır. Tevrat’a göre Allah, Yahudilere Kenan diyarını vaat etmiştir. Yahudi dünya hakimiyeti gerçekleşmeden önce, bu topraklarda sadece Yahudilerin yaşadığı bir devlet kuracaktır. Bu devlet büyük dünya krallığının merkezi ve idare yeri olacaktır. “Ve o kralların günlerinde göklerin Allah (Yehova) ebediyen harap olmayacak bir krallık kurmak ve onun hakimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak ancak bu krallıkların hepsini o parçalayacak ve bitirecek.” (Daniel Bölümü, 2/44) Bu dünyada krallığı, bu krallığın merkezi olacak olan vaat edilmiş topraklar bunların nasıl ele geçirileceği Tevrat’ta ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Vaat edilmiş toprakların sınırlarını belirten Tevrat ayetleri şu şekildedir: “Ve senin gurbet diyarını bütün Kenan diyarını, sana ve senden sonraki zürriyetine ebedi mülk olarak vereceğim. Bütün bu memleketleri sana ve zürriyetlerine vereceğim ve senin zürriyetini göklerin yıldızları gibi çoğaltacağım.” (Tekvin Bölümü 17/8) “ Üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve senin zürriyetine vereceğim ve senin yerin tozu gibi olacak ve garba ve şarka ve şimale ve cenuba yayılacaksın ve yerin bütün kabileleri sende ve zürriyetinde mübarek kılınacaktır.” (Tekvin Bölümü 28/13-14) “O günde Rab Abramla ahdedip dedi: Mısır ırmağında büyük ırmağa Fırat ırmağına kadar bu diyarı. Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hititleri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine verdim.” (Tekvin Bölümü, 16/18) “Ve Kızıl Deniz’den Filistinlilerin denizine kadar ve çölden ırmağa kadar sana hudut koyacağım, çünkü memleketin ahalisini elinize vereceğim,” (Çıkış Bölümü, 23/31) “O günde Rab Abramla ahdedip dedi: Mısır ırmağında büyük ırmağa Fırat ırmağına kadar bu diyarı. Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hititleri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine verdim.” (Tekvin Bölümü, 16/18) “Ve Kızıl Deniz’den Filistinlilerin denizine kadar ve çölden ırmağa kadar sana hudut koyacağım, çünkü memleketin ahalisini elinize vereceğim,” (Çıkış Bölümü, 23/31) “O zaman Rab bütün milletleri önünüzden kovacak ve siz büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak, sınırınız çölden ve Lübnan’dan, ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allahınız Rab size söylediği gibi, dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.” (Tesniye Bölümü 12/25) Yahudiler asırlardır Mesih’in gelip kutsal toprakları tamamen ele geçireceğine ve Yahudi dünya hakimiyetini tamamen kuracağına inanmaktadırlar. l 948 ‘de İsrail Devi eti ‘n i n kuruluşunun Yahudilerce “Mesihin ayak sesleri” olarak değerlendirilmesi bu inancın ne denli gizli olduğunu gösteriyor. “O günde Rab Abramla ahdedip dedi: Mısır ırmağında büyük ırmağa Fırat ırmağına kadar bu diyarı. Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hititleri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine verdim.” (Tekvin Bölümü, 16/18) “Ve Kızıl Deniz’den Filistinlilerin denizine kadar ve çölden ırmağa kadar sana hudut koyacağım, çünkü memleketin ahalisini elinize vereceğim,” (Çıkış Bölümü, 23/31) “O zaman Rab bütün milletleri önünüzden kovacak ve siz büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak, sınırınız çölden ve Lübnan’dan, ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allahınız Rab size söylediği gibi, dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.” (Tesniye Bölümü 12/25) Yahudiler asırlardır Mesih’in gelip kutsal toprakları tamamen ele geçireceğine ve Yahudi dünya hakimiyetini tamamen kuracağına inanmaktadırlar. l 948 ‘de İsrail Devletinin kuruluşunun Yahudilerce “Mesihin ayak sesleri” olarak değerlendirilmesi bu inancın ne denli gizli olduğunu gösteriyor. Bu batıl İnanışlara Yahudiler sıkı sıkıya bağlıdırlar. Yahudi liderleri defalarca kutsal topraklardan bahsetmiş, asıl hedeflerinin bu toprakları ele geçirmek olduğunu belirtmişlerdir. Theeodor Herzl (1887) : “Kuzey sınırlarımız Kapadokya’daki (Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı’na. Sloganımız, David ve Solomon’un Filistini olacaktır.” David Ben Gurion (1948) : “Filistin’in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirilmesi gereken bir başka haritası vardır. Nil’den Fırat’a kadar.” Devlet Başkanı Ben Gurion’un İsrail’in ilanı sırasındaki beyanından : “Görüldüğü gibi Türkiye’nin de bir bölümünü içine alan kutsal toprakları ele geçirmek, Yahudilerin bugün önem verdikleri kutsal amaçlarından birisidir. İsrail ordusu bu amaç için savaşmaktadır.” 1837’de yayınlanan Siyonist yayın organı Die Welt gazetesi. Sion Yıldızı, yıldızının içinde yer alan harita, Yahudilerin ele geçirmeye çalıştıkları ve arada Türkiye’nin de bulunduğu “Vadedilmiş Toprakları” göstermektedir. Die Weltt’in anlamının “Dünya” olması ise Yahudilerin sadece vaadedilmiş topraklarla yetinmeyeceğine işarettir. “İşte benden miras olarak Sam milletleri mülkü olarak yeryüzünün uçlarını vereceğim.” (Mezmurlar Bölümü, 2/8) “Ben dedim, siz ilahlarsınız ve hepiniz yüce olanın oğullarısınız. Kalk ey Allah yeryüzüne hükmet. Zira milletlerin hepsine sen vâris olacaksın.” (Mezmurlar Bölümü, 82/6-8) 2. KİN VE NEFRET “…Ve onlardan nefret ettim ve dedim: Siz onların topraklarını miras olarak alacaksınız.” (Tevrat, Levîliler Bölumü, 20/24) “…Rabbin sözü: Çünkü hükmün milletleri toplamaktır, ta kî, ülkeler üzerine gazabımı, kızgın öfkemin hepsini dökmek için onları bir araya getireyim; çünkü bütün dünya kıskançlığımın ateşi ile yutulacaktır.” (Tevrat, Tsefenya Bölümü, 3/8) Fanatik hahamlar, Tevrat’ı değiştirirken, kendilerinin üstün ırk olduğu düşüncesinin yanı sıra, diğer bütün milletlere karşı kin, nefret ve intikam hislerini de Yahudi dinine sokmuşlardır. Bu kine dayalı sapık ideoloji, tarih boyunca, Yahudilerin, sayısız katliam ve vahşet eylemi yapmalarına sebep olmuştur. 3. VAHŞET “Ve Allah’ın Rab onları senin önünde ele vereceği ve sen onları vuracağın zaman; onları tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acımayacaksın,” (Tevrat Tesniye Bölümü, 7/3) “Şimdi git… onların her şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına, çocuktan emzikte olana kadar hepsini öldür.” (Tevrat, l.Samuel Külümü, 15/3) Değiştirilmiş Tevrat’ın içerdiği emirler, bildiğimiz dini kitaplardaki (iğretilerden çok farklıdır. Asıl dinin emirleri adalet, sevgi, iyilik ve hoşgörü iken, Tevrat, pek çok sapıklığın övüldüğü ve emredildiği bir vahşet kaynağıdır. Ensest (aile içi cinsel ilişki), tecavüz, insan katliamı, işkence, üstün ırk inancı gibi pek çok sapkın görüş ve emirler Tevrat’ın içeriğini oluşturmaktadır. Bu, kuşkusuz orijinal Tevrat’ın içinde olmayan fakat sonradan eklenmiş bölümlerden kaynaklanmaktadır. Tevrat’ın büyük bölümünü yazanlar, Yahudi toplumunu bugün olduğu gibi Hz.Musa’dan sonraki dönemlerde de yönetmekte plan Kabbalist hahamlardır. Yahudilerin üstün ırk oldukları ve onlara ait olan dünyanın diğer milletler tarafından gasp edildiği inançlarının temelini Kabbala oluşturmaktadır. Hahamların, Kabbala’nın içerdiği bu sapkın inanışlara olan bağlılığı, Tevrat’ı da bu görüşler doğrultusunda bozmalarına yol açmıştır. İşte bu tahrifat, vahşeti Yahudi dininin bir gereği haline getirmiştir. Hahamlar fanatik ve sadist görüşlerinin tümünü Tevrat’a ustaca yerleştirmişlerdir. Bu sayede Yahudi dininin emirleri, asırlardır süren bir kin ve nefreti ve akıl almayacak katliamları içermektedir : “İşte benden ve miras olarak sana milletleri, mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. Onları demir çomakla kıracaksın; bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın.” (Tevrat, Mezmurlar Bölümü 2/8-9) “Ve Allah’ın Rabbin sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin, gözün onlara acımayacak. (Tevrat, Tesniye Bolümü, 7/16) 4. YAKMA “Onları ateş yakacak. Alevlerin elinden canlarını kurtaramayacaklar.” (Tevrat. Işaya 47/14) Tevrat’ın “acıklı ölümlerle ölecekler” (Yeremya Bölümü. 16/4) ifadesinde anlattığı işkencelerden birisi de insanları yakarak öldürmedir. Tarihte Siyonistler fırsat bulduklarında bu korkunç yöntemi uygulamışlardır. 5. KAN İÇME “Et yeyin ve KAN İÇİN yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin KANINI İÇECEKSİNİZ… SARHOŞ OLUNCAYA KADAR KAN İÇECEKSİNİZ” (Tevrat, Hezekiel Bölümü 30/18-20) Bu sapık adet asırlardır bir kısım fanatik Siyonistler tarafından uygulanmakladır. Bazı bağnaz Yahudi kollan, Tevrat’ın insan kanı içme ve insan boğazlama konusundaki emirleri doğrultusunda, sayısız insanın kanlarını almak için öldürmüşlerdir; “Onları kasaplık koyunlar gibi ayır ve öldürme günü için Onları hazırla.” (Tevrat. Yeremya Bölümü. 12/3) “Et yeyin ve kan için yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin kanını içeceksiniz…sarhoş oluncaya kadar kan içeceksiniz.” (Tevrat, Hezekiel Bölümü, 39/18-19) 6. MİKROP HARBİ “Ve onun içine veba ve sokaklarına kan göndereceğim ve çepeçevre onun üzerine gelen kılıçla içindeki yaralılar düşecekler ve bilecekler ki ben Rabbînı.” (Tevrat, Hezekiel Bölümü ,28/23) 14. yüzyılda Avrupa’da çok büyük ölümlere sebep olan veba salgınları yaşandı (i. Meydan Larousse, cilt:12, sf:55) Özellikle Almanya’da 1348-1349 yıllan arasında vebadan ölenlerin sayısı oldukça arttı. Bu durum karşısında Papaz Clemens VI. Von Avignon vebanın nereden kaynaklandığını öğrenmek ve hastalığın yayılması karşısında tedbir almak için soruşturma açtı. (2. Lexikon Deş Mittelaters. Band 11. sf:784-785) Soruşturma sonucu gerçek bir vahşeti ortaya koyuyordu: Milyonlarca insanın ölümüne neden olan vebayı Yahudiler kasıtlı olarak yaymıştı. (3.Espana Y. Los judios, Federico Ysart sf: 32. 4. Der Grosse Bildatlas Zur Weltgeschite, sf:557) Vebayı yaymak için kuyu sularına veba mikrobu atmışlar ve Yahudi olmayanların evlerinin duvarlarına içinde veba mikrobu bulunan mürekkep sürmüşlerdi. (5.Devil, Drags and Doctors, sf: 202-203) Nitekim bir Alman Yahudisi yine zengin bir Yahudi olan Hanover’li Salomon’un oğlu Aaron’dan Hanovre şehrinin kıyılarına atılmak üzere 300 tane içinde veba mikrobu bulunan zehir torbası aldığını ve bunlarla hem şehrin kıyısını hem de diğer bazı şehirlerin kuyularını zehirlediğini itiraf etmişti. (6.La Mort Noir Chronic Dela Peste Johannes Jnohl, sf: 218)

SİYONİSTLER HRİSTİYANLIĞI DA DEĞİŞTİRDİLER KENDİ GELENEKLERİNİ HRİSTİYANLIĞA SOKTULAR HAÇ:

Hristiyanlığa sonradan sokulmuş KABBALA kökenli bir semboldür. KATEDRAL VE KİLİSELER: KABBALA kökenli sembollerle doludur. ÜÇLEME (TESLİS) İNANCI: Hıristiyanlığa sokulan KABBALA’ya dayalı bir öğretidir. VAFTİZ, NOEL BAYRAMI, PASKALYA KABBALA kökenlidir. (Bkz.: Şeytanın dini Masonluk, Bilim Araştırma Grubu, İstanbul 1993)

 

SONUÇ Yukarıda açık bir şekilde görülmektedir ki, nefsine esir olup şeytana uyan insanların bütün dünyaya hakim olma hırs, arzu ve idealleri asırlardan beri mevcuttur ve zamanlar bir inanç halini almıştır. İnançların özü buna dönüşmüştür. Yani “DÜNYAYA HAKİM OLMA” onların dini haline gelmiştir. Ve işte tarihin derinliklerinden gelen bu çalışmalar 3000 yıllık bir gelişme göstererek bugünkü halini almıştır.

3000 YILLIK GELİŞME

İşte 3000 yıl Önce, nefislerine esir olarak ve şeytana uyarak önce Cenab-ı Hakkın, Musa (A.S)’a gönderdiği Hak Kitap tevrat’ı sonradan da yine Cenab-ı Hakkın, İsa (A.S)’a gönderdiği Hak Kitap İNCİL’İ arzularına uygun şekilde değiştirenler o günden beri babadan oğula ve nesilden nesile kendi üstün ırk fikirlerini ve bunun esas gayesi olan “DÜNYA HAKİMİYETİ”ni gerçekleştirebilmek için zamanla 3000 yıllık sürede büyük bir gelişme gösterdiler. Öyle ki bilhassa son 400 yıl esnasında, ABD’nin keşfinden sonra oradan getirdikleri altınlarla, İngiltere, Portekiz, İspanya ve Hollanda uzak denizlere açılabilecek gemiler inşa ettiler ve böylece Amerika, Asya ve Afrika’nın zenginliklerini sömürmeye başladılar. Avrupa’da SERMAYE BİRİKİMİ arttı ve FAİZ’in yayılması ve KAPİTALİST NİZAMIN geliştirilmesi ve yayılması suretiyle “çok büyük paralar” ellerine geçirdiler. Zamanla bunlar büyük bankalar haline geldiler. Ve bütün Dünya Ekonomisini kontrolleri altına almaya başladılar. Astronomik ölçülerde zenginleşen bu kimseler zamanla sadece Ekonomik hayatı değil, bütün dünya ülkelerinin siyasi yönetimlerini de kontrolleri altına almaya başladılar. Büyük sanayi kuruluşlarını kontrolleri altına aldılar. Medyayı ve en büyük dünya haber ajanslarını kontrolleri altına aldılar. Stratejik araştırma enstitülerini aynı şekilde kontrolleri altına almaya başladılar. Ayrıca en büyük Avukatlık ve Hukuk bürolarını kurdular. Ve nihayet yavaş, yavaş bütün dünyayı yöneten ve kısa adı GDD olan “Gizli Dünya Devleti”ni kurdular. Ve bu GDD vasıtasıyla bugün bütün dünyayı yönetecek bir noktaya geldiler. Gittikçe artan bir kontrol gücüyle bütün dünyayı yönetmektedirler.

 

GDD (GİZLİ DÜNYA DEVLETİ)

İşte yukarıda (Siyonizmin idealleri) başlığı altında belirtilen idealler doğrultusunda 3000 yıllık bir ilerleme ve son 400 yılda kapitalizmin yeryüzünde yayılmasıyla FAİZ yoluyla ve yeşil bir kâğıt olan (doları) dünya parası yapıp istedikleri kadar para basmak suretiyle elde ettikleri astronomik zenginlikleri vasıtasıyla kendi tahakkümleri altına almak için plânlı, programlı çalışan bu kimseler bugün fiilen ve hukuken ilan edilmiş bir Dünya Devletini henüz kuramamış iseler de artık aynen böyle bir devlet varmış gibi GDD (Gizli Dünya Devleti) ni oluşturmuş bulunmaktadırlar. Bu GDD (Gizli Dünya Devleti)’nin ne olduğunu anlamak için bugün (Dünya parası) haline getirilmiş olan (Dolar) m üzerindeki resimlere bakmak ve bunların gerçek manalarını bilmek kâfidir.

 

GDD DÜNYAYI NASIL KONTROL EDİYOR?

ABD Dolarının üzerine 1933 yılında Roosevelt tarafından Şekil l’ deki ehram yerleştirilmiştir. Bu ehram GDD’nin dünyayı nasıl kontrol ettiğini gösteren karakteristik bir şemadır. Yukarda da belirtildiği gibi siyonizm “üstün ırk” esasına dayanmakta ve bütün dünyaya hakim olmayı ana gaye olarak almış bulunmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için, siyonizmin temel kitabı olan KABBALA, dünya hakimiyetinde temel esas alınmıştır. KABBALA’nın ise 3 önemli uyarısı vardır.

 

Bunlar:

1- GİZLİLİK

2- İTAAT

3- HAHAMLAR VE KABBALA TARAFINDAN KONULAN KURALLARA KESİN OLARAK BAĞLILIK

 

Gizlilik, diğer köle yapılmak ve sömürülmek İstenen insanlar tarafından yaptıkları usulleri ve faaliyetleri fark edilecek olursa büyük reaksiyonlar doğabileceğinden dolayı temel esas alınmıştır. Bunun sonucu olarak da gerek kitapları, gerek konuşmaları ve gerekse muamelelerinde SEMBOLLER yer tutmaktadır. Bu sembollerin manasını ancak derece derece gelişerek, kontrol ederek en üst dereceye ulaşmış kimseler tam olarak bilebilmektedirler. İşte bu sembolik çalışma esasının bir sonucu olarak Dolar’ın Ehram’ın üzerinde Annoit Koektist sözü yazılmıştır. Bunun manası “zafere ulaşıldı” demektir. Gizli Dünya Devleti Doları dünya parası yapmakla ve kendi ehramını bu paranın üzerine yerleştirmekle kendisini büyük zafere ulaşmış saymaktadır. Piramit’in altındaki Novrus Kordosecolorun sözünün manası ise “yeni dünya düzeni” demektir. Yani siyonizmin kontrolünde siyonizmin hakim olduğu dünya düzeninin kurulmuş olduğu ilan edilmektedir. Yeni Dünya Düzeni sloganı sayfa 191’de açıklandığı gibi, GDD’nin mürşitlerinden olan ADAM WEtSSHAVST tarafından İ Mayıs 1776’da MÜRŞİTLER LOCASI kurulduğu zaman bu locanın amblemi olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla GDD tarafından çok önem verilen bir slogandır ve o münasebetle Doların üzerine yerleştirilmiştir. Piramit’in alt kısmına gelince; bu alt kısmın üzerinde Latin harfleriyle yazılmış olan 1776 tarihi, bilmeyenlerin zannettikleri gibi, ABD’nin bağımsızlığını kazandığı 1776 yılı münasebetiyle değil, ADAM WEİSSHAVST tarafından ilk mürşitler locasının l Mayıs 1776’da kurulmuş olması dolayısıyla buraya yazılmıştır.

“Gizli Dünya Devleti yada 300’ler komitesi” için 3 cevap

  1. Hande dedi ki:

    300 ler komitesini ilk defa John COLEMON’un kitabında duymuşdum bu yazı o kitapdan alıntılarmı içeriyo yoksa farklı bir içeriğimi var bu arada john colomon un 300 ler komitesi kitabını okumadım ondan soruyorum.

    • admin admin dedi ki:

      Yazı 300 ler komitesi’nden alıntı değil Gizli Dünya diye ayrı bir kitap bu ama iyi yakalamışsınız 300 ler komitesinde de aynı olaylardan bahsettiği için ekleme ihtiyacı duydum .

  2. AKilli Selim dedi ki:

    Rahmetli ERBAKAN Hoca Milletimizi devamlı uyarırdı bu şeytani 300’lerden!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Site içeriklerinin izinsiz kopyalanması serbesttir.
iPortal Kodlayan: Özer Gül